Kitap Alıntıları

Kitap Adı: Ebter İnsandan Kevser İnsana
Yazar Adı: Taha Abdurrahman
Yayın Tarihi: Mayıs 2025
ISBN: 9786259604817

Taha Abdurrahman bu eserinde tek yönlü ebter insandan çok yönlü, çok boyutlu kevser insan anlayışına nasıl geçebileceğimizi ele alan iki felsefe üzerinde duruyor. Kitap iki bölüm ve önemli fikrî, edebî dört okuma parçasından oluşuyor.
Birinci bölümde özgün bir İslam eğitim felsefesinin ana çerçevesini çiziyor. Fıtrat eksenli bir eğitim felsefesinin nasıl inşa edilebileceğinin yollarını gösteriyor. Bir eğitim sistemi ile insanın nasıl ebter bir insan olmaktan çıkarılıp kevser bir insana dönüştürüleceğinin yol haritasını çiziyor.
İkinci bölümde ise özgün bir İslam felsefesinin nasıl inşa edilebileceğine dair bir usûl ortaya koyuyor. Kendi inancımızla, kendi düşüncemizle, kendi kavram ve kuramlarımızla bir İslam felsefesinin nasıl olması gerektiğine dair bir temellendirme yapıyor.
Dört özgün metinden oluşan ekler kısmında ise varlık-Allah ilişkisi ile insan-insan ilişkisini ele alıyor, son metinde geri kalış edebiyatını eleştirel bir dil ile değerlendiriyor.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 20 ]

Taha Abdurrahman'a göre İslam medeniyetinin karşı karşıya kaldığı iki büyük afet vardır: Dil afeti ve iman afeti.
Dil afeti, kendi diliyle kendi felsefesini üretememektir. İman afeti ise, kendi imanını evrensel bir fikir ve düşünce ile temellendirememektir. Her iki afetten de kurtulmak gerekir.
Ona göre, ümmet olarak konuştuğumuz dille düşünmüyor, felsefe yapmıyoruz. Yahut sahip olduğumuz felsefi düşünce ile konuşmuyoruz. Böylelikle hepimiz bir dil afeti yaşıyoruz. Bu sebeple o, bütün eserlerinde "Özgün bir İslam felsefesi nasıl inşa edilir?" sorusunun cevabını arar.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 21 ]

Taha Abdurrahman, bize özgü felsefe üretiminde soru sormaya ve kavram üretmeye ayrı bir önem verir. Felsefenin, Sokrates'in yaptığı gibi karşı tarafı susturmak yahut Kant'ta olduğu üzere eleştirmek için soru sormak olmadığı tespitinde bulunur.
Felsefeyi, mesuliyeti iktiza eden sorular sormak ve amelî netice veren kavramlar üretmek şeklinde tanımlar. Müslümanların ortaya koyacağı bir felsefenin sual- mesuliyet arasında anlamlı bir ilişki tesis edecek kavramsal çerçeveye oturması gerektiğine dikkat çeker.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 23 ]

Taha Abdurrahman, bir Müslüman olarak çağın sorularına bugün nasıl cevap vermemiz gerektiği konusunda "akletmenin önemine" dikkat çeker. Çağın sorularına kendi değerleriyle cevap veremeyen medeniyetlerin ayakta kalamayacağını vurgular, başka medeniyetlerin ürettiği cevapları verenlerin ise daha kötü duruma düşeceğine işaret eder.
"En büyük acizlik, çağın sorularına başkalarının cevabı ile cevap vermektir" der.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 25 ]

Taha Abdurrahman'ın düşünce dünyasının temelini teşkil eden hususlardan biri de, usûl ve metodolojinin mütemmim cüzü mahiyetindeki makâsıddır.
O, bu konuda makâsıd âlimlerinin dahi ahlakı, bir zaruriyyat kategorisinde değil; bir tekmiliyyat ve tahsiniyyat kategorisinde telakki etmelerinin yanlışlığına dikkat çeker.
Fakihlerin, fıkhın şekilciliğini önceleyen istinbâtü'l-ahkâma ağırlık vermek yerine, ahkâmda ahlakı intaç edecek istibsâru'l-kıyeme ağırlık vermeleri gerektiğini ifade eder. Dinî alanda ahlakı, makâsıd üzerinden yeniden tesis etme cihetine gider.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 27 ]

Taha Abdurrahman, "şehâdet misâkı"nı imanın temeli olarak görür ve insan-Allah ilişkisini, karşılıklı şehâdet esası üzerinden bu misak ile belirler.
Allah'ın her halimize şahit olduğu bilinci ve inancına sahip kişinin nazarında dinin, emir ve yasaklardan ibaret, Allah'ın ise emreden ve nehyeden bir varlık olmaktan çıkacağını, böylece iman ve ibadetin ruhun ahlakına dönüşeceğini ifade eder.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 27 ]

Taha Abdurrahman, insan ile dünya ve âlem arasındaki ilişkiyi ise "emanet misâkı" ile tanzim eder. Bu misâka göre her şey, insana emanet edilmiştir. İnsanın varlık ve evrenle ilişkisi bir egemenlik ve mülkiyet ilişkisi değildir; bir emanet ilişkisidir. Emanete riayet, emaneti verenin ölçüleri içinde kullanmayı, ondan istifade etmeyi zorunlu kılar. Bu zorunluluk ahlakın kendisidir.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 27 ]

"Risalet misâkı" ise, hassaten Allah'ın peygamberlerle yaptığı misaktır. Bu misakda aslında, onların şahsında Allah'ın insanlarla yaptığı misaktır. Zira risalet misakının gayesi, insanlığa şehâdet misakında verdiği sözü hatırlatmak ve emanete riayet edecek ahlaklı bir hayatı yaşatmaktır.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 28 ]

Taha Abdurrahman, İslam fıkhının itimârî bir fıkıh olduğunu, yani emir ve yasaklar üzerine bina edildiğini; ancak, "itimânî felsefe" çerçevesinde iman, eman ve emanet boyutu dikkate alınarak fıkh-ı itimânî şeklinde yeniden formüle edilmesi gerektiğini vurgular. Yeniden ele aldığı pek çok meseleyi itimânî fıkıh üzerinden temellendirme cihetine gider.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 28 ]

Tasavvufu da bu iki ilmin ayrılmaz bir parçası olarak görür. İstidlal (kelam), istinbat (fıkıh) ve istibsarın (tasavvuf) birbirinden ayrılmaması gerektiğini söyler. Tasavvufu, böyle bir bütünlük içinde ahlakı doğuracak mahiyette yeniden inşa etmek için büyük çaba sarf eder.
Taaddudiyetu'l-Kıyem / Değerlerin Çoğulculuğu (2001) isimli eserinde bilhassa "el-aklâniyyetü'l-ibâriyye" ve "el-aklâniyyetü'l-işâriyye" kavramları üzerinden kelam ile tasavvuf arasında bütüncül bir ilişki tesis eder.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 29 ]

Ona göre ahlak bir kemal meselesi değil; bir beka meselesidir. Din ahlaktır, ahlakta dindir. Dinin ahlaktan ayrılması, dinin kendinden ayrılması demektir.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 30 ]

Taha Abdurrahman, din-siyaset ilişkisini de bütün yönleriyle ele alır. Siyasetin, gücün ahlakından değil; ahlakın gücünden ilham alması gerektiğini ifade eder, siyasetin ahlakla buluş(turul)ması gerektiği önerisinde bulunur.
Ayrıca o meseleyi, sadece siyaset ile de sınırlı tutmaz; din-bilim-siyaset üçgeninde üç kavram ile ele alır: İlmâniyye, almâniyye, dehrâniyye.
İlmâniyye, dinin siyasetten ayrılmasıdır. Almâniyye, dinin bilimden ayrılmasıdır. Dehrâniyye, dinin ahlaktan ayrılmasıdır. Ona göre bu üçü de yanlıştır ve bir o kadar tehlikelidir.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 35 ]

Bu konferans ve tebliğlerin ortak vasfı okura, yeni ufuklar açarak düşünce imkanlarını genişletecek ve hayalinin sınırlarını enginleştirecek bir yol haritası sunması ve aşina olunmadık bakış koordinatları vermesidir. Bu da onu, okurlarını basmakalıp düşüncelere mahkum eden, bunun da ötesinde onu bir delile dayandırmayan, sistemli bir mantıksallık arz etmeyen, estetize edici bir üslûb-i beyana sahip olmayan, muhayyileyi zenginleştirmeyen yersiz yargılara hapseden, kendisinden önceki batı taklitçisi Arap düşünürlerden ayıran en önemli meziyettir.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 37 ]

Taha Abdurrahman, İslam eğitim felsefesini tesis etmeyi üstlenecek kimselerin "engin akıl" sahiplerinden, yani şer'i hükümlere bağlı ve bu hükümlerin maksatlarıyla istikametlerini doğrultmuş akıl sahiplerinden oluşması gerektiğini düşünmektedir.
Zira bu nitelikteki akıl, kendisinin "gayb ve melekût aleminin hakikatlerini" idrak etme makamında olmadığını teslim eder. Bu yüzden Kur'an'a kulak kesilir ve temellerini vahiyden alır.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 38 ]

İslam eğitim teorisinin ayaklarının yere sağlam basmasının ve bu sayede varlığına dinî bir meşruiyet, inşa edilmesine de rasyonel bir geçerlilik kazanmasının imkanı, ancak kapsamlı bir kritik ve revizyon merhalesinden geçmesiyle mümkün olabilir. Yani hakim pedagojik söylemin -özellikle modernist söylemin- yeniden derinlikli bir şekilde düşünülmesi, temellerinin ve kabullerinin ahlakî/imânî kritiğinin yapılması, bundan öte Taha Abdurrahman'a ait "i'timân teorisi" ışığında tenkide tabi tutulması gerekir. Ta ki inhirafa uğramış yerleri düzeltilsin, pedagojik değerlerin dinden uzaklaştırılması yönündeki yönelimi tashih edilebilsin.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 47 ]

Günümüzde Müslümanı "ebter insan" konumundan çıkaracak olan husus "taklitçiliği" reddetmektir. Bu da ancak kendisine mahsus özgün kavramlar üreterek ve işlevselliği ispatlanmış yeni yöntemler geliştirerek aklî inşasını yenilemesi ve bu doğrultuda istidlal gücünü inşa etmesiyle gerçekleşebilir.


[ Ebter İnsandan Kevser İnsana ] [ Taha Abdurrahman ] [ Sayfa 53 ]

Bir Müslüman için dindarlık, nefsini teskin etmek ve kalbindeki boşluğu doldurmak üzere sığındığı ibadet eylemlerinden ibaret değildir. Bilakis tedeyyün, Müslümanın kendi nefsini varlıkta gerçekleştirme biçimidir. Öyle ki, Müslüman dinin içinde dünyanın içinde bulunduğu gibi bulunur. Hatta denilebilir ki, Müslümanın kendi dininden başka dünyası yoktur.

Scroll to Top