Kitap Alıntıları

Kitap Adı: Başı Sınuklar İçin Kılavuz
Yazar Adı: Kemal Sayar
Yayın Tarihi: Ekim 2025
ISBN: 9786057838032

“Dünyaya düşmekle başı yarılanlar ve kalbi kırılanlar için bu kitap. Kalbin ışığını söndürmemek için bir kılavuz. Samimiyet ve ihtimamın olduğu yerde kalp kırıklığı vardır, bize insan olduğumuzu hatırlatır. Ne umdun, ne buldun, neyi kaybettin? Sevdiğimizden inciniriz... Bir şeyler daha güzel olsun diye düş kurduğumuz için dünya bizi yaralar.
İnsan neden okur? Bir dizeye yahut bir cümleye tesadüf edersiniz, dersiniz ki ‘İşte bu tam da benim yaşadığım ama adını koyamadığım o duyguyu anlatıyor!’ Yalnızlığınız bir anlığına uçar gider. Başka ruhlarla aranızda bir akrabalık bulursunuz. Çoğalır ve iyileşirsiniz. Başı Sınuklar İçin Kılavuz, birlikte iyileşme arzusuyla kaleme alınmış denemelerden oluşuyor. Her yazı, hem kendi ruhuma hem de başka yaralı ruhlara yazdığım birer mektup.”
İyiler yalnız değildir, birlikte iyileşelim.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 9 ]

Samimiyet ve ihtimamın olduğu yerde kalp kırıklığı vardır, bize insan olduğumuzu hatırlatır. Ne umdun, ne buldun, neyi kaybettin? Sevginin o güzel çaresizliğidir ki kalp kırıklığı olarak tecelli eder ve bizi büyütür. Sevdiğin, ihtimam gösterdiğin, baş tacı ettiğin için kalbin kırılır. Artık senin elinden tutmayanı, senin de bırakman gerektiğini anladığın o an, kalbin kırılmış demektir. Sevdiğimizden inciniriz. Bir şeyler daha güzel olsun diye düş kurduğumuz için dünya bizi yaralar.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 9 ]

Yarık başlar ve kırık kalpler, dünyanın kenarından geçerken gerçeğin kaza oklarıyla yaralanmış ruhlardır. Onlar kaybolmuşlara fener tutmak, susamışlara bir tas su vermek için kalabalıklara sokuldukları her seferinde incinir ama dünyayı imar etmekten de geri durmazlar.
"Bir tek hayatın bile sırf siz yaşadınız diye daha rahat soluk almış olduğunu bilmek", bu nazenin ruhların sevincidir. Dünyayı bulduklarından daha iyi bırakmak ödevindedirler. Çünkü vicdan, aldırış etmektir. Umursamaktır. İçimizin derinliklerinden gelen ve bizi ahlaka çağıran o sestir. Bize "Başka türlü yapamazdım" dedirten şeydir.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 17 ]

Akan zamanın içinde şikayet etmeden, gönül koymadan eriyip gitmek de bir nimet oysa. Ömür denen o kısacık nehirde akıp gitmek ve bir okyanusa kavuşacağın ânı özlemek. Kendi iradenin O'nun iradesi karşısında hiçliğini idrak edebilmek. Tevekkül ve teslimiyet.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 17 ]

Kendini nefsinden boşalt. İnsan insana bağlı ve bağımlı, insan Allah'a bağımlı. Sevgi ve dikkatle tefekkür ettiğinde açılır o derdin kapısı sana, çiçekler o zaman kokar, gökyüzü o zaman içine dolar. İşte o zaman, nereye gidersen seni aşk taşır oraya.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 18 ]

Bir yoldaş ara, bir refiki özle ama bir tarikin de düşünü kur. Yolu düşlemeyene yoldaş nasip olur mu kuzum?
Önce sen dünyaya kıymetli bir hediye ol. Karşına seni sükutuhayale uğratacak insanlar çıkacaktır, belki de onlar senin en büyük öğretmenlerin olacak. Her ilişki ruhumuza tutulmuş bir ayna, kendi zayıflık, keder ve sevincimizi çıplak gözle görmemizi sağlıyor.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 19 ]

Değiştirilemeyeni değiştirmek istiyorsan, kontrol odasından çıkmak istiyorsan, hayat akmıyor ve ruhun itminan bulmuyorsa teslim ol. Gizli bir el, sen geriye çekilip sırtını duvara yasladığında, bakarsın hayatı onarır. Bazı hakikatler var ki, onları saf zihinle kavramaya çalıştığımızda kendimizden uzaklaştırmış oluruz. O yüzden, "Kalbin, aklın bilemeyeceği sebepleri vardır".


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 23 ]

Artık yirmili yaşlarımda değilim, bir duygunun sarhoş edebildiği adam değilim, sevdiklerimi toprağa verdim, o kadar içine gömüldüm ki acıya âdeta uyuştum.
Melankoli her seferinde çok meşgul bir adam bulunca karşısında, mutat ziyaretlerinden vazgeçti. Hüzün size bir şeyler sunmak ister, o bağışa gönlünüzü açmazsanız, sizi terk eder. Kelebekler çiçek tozlarını getirmiyorsa odanıza, belki de pencereleri açmayı unutmuşsunuzdur.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 24 ]

Dünyayı biteviye bir sahne olarak gördüğümüzde, oynamaktan kendimiz olmaya sıra gelmiyor. Mış gibi hayatların maskeli balosu. Bulunduğu her ortama göre renk ve fikir değiştiren bukalemun kişilikler. İnsan, çağımızda hep yorgun: Oynamaktan, örtmekten, gizlemekten, kendisi olmaya giden yolu yürüyememekten yorgun. Oyuncu benliklerin sahici benlikleri gizlediği gösteri toplumunda, aldığımız alkış kadar var olduğumuzu sanıyoruz.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 29 ]

Acı insanı bir yerden alıp daha ötelerde bir yere taşıyorsa, boşuna çekilmemiş demektir. Ama bazen acının çölünde kaybolup gider insan. O karanlık hücreye sızan bir ışık hüzmesi de yoktur. Dünyayı karaltı ve gölgelerden okuyan ruh, kendi evinde olamamanın bilgisiyle ağrır. İnsanın dilinden dökülen kelimeler kendine dokunacak bir mesafede değildir. Kelimeler, şifa olmak bir yana, o yarayı daha da kanatır. Sessizliğin şiltesini üzerine çeker de dünya gözüne ilişmesin, kulaklarına değmesin ister kişi.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 30 ]

Acıyı baştan savmaya dönük hazır cevapların, mutlu yaşam vaazlarının birer hakaret gibi insanı boğmadığı bir zamanda, ruhun da kendisine mahsus bir ümidi vardır. Varlık, bazen dünyanın nüfuz edemediği bir yerde soluk alıp vererek dinlenir.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 31 ]

Bir şair dostum, "İnsan annesini sever ve Tanrı'ya inanır" demişti, aslında bu kadar yalın. Ama annesini sevme zorluğu çekenler, annelerinden önce Tanrı'ya küsüyorlar. Ölümden önce bir sitem gibi: "Tanrım, beni neden terk ettin?".


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 31 ]

Başımıza gelen ne olursa olsun, sonunda bizi ıstırabın döşeğine yatıran, bizim onları nasıl hikaye ettiğimizdir. Yüreğimizi acıtan bütün o şeylerden geriye kalan, aldığımız bütün darbelere rağmen ayakları üzerinde durmaya devam eden muzaffer kişi miyiz? Yoksa, geçmişin hayaletlerinin peşini kovaladığı, ifrit ve canavarların yol kestiği bir ormanda kaybolmuş kişi mi?
İlk görüşmelerden sonra, hayatta başardıklarının bir listesini istiyorum ondan. Yüzelli maddelik bir listeyle geliyor, yüzü ışıl ışıl, sevinç nihayet kederin çatlaklarından içeri girmiş. Yazdıkça şaşırmış. İlk beş madde şöyle: "Üç dört yaşlarımda Kevser, İhlas ve Sübhaneke surelerini ezberledim. Üç buçuk yaşımda emziği bıraktım, beş yaşlarımda güzel şarkı söylemeyi ve koparcasına oynamayı öğrendim. Beş altı yaşlarımda mandolin çalmayı öğrendim. Altı yaşında yazmayı öğrenmeden şiir düşündüm ve komşuya yazdırdım, hâlâ hatırlarım".
Ne güzel değil mi?


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 34 ]

İnsan evladı, on dört aylıkken birbirine yardım etmeye başlıyor, sözgelimi diğerinin uzanamadığını ona uzatıyor. İki yaşında bir şeyleri paylaşmaya başlıyor ve üç yaşında ahlaki kurallara aykırı eylemleri protesto ediyor.
Bunun ödülle bir ilgisi yok: Bir çalışma bize üç ve beş yaş arası çocukların yaptıkları bir iyilik için ödüllendirildiklerinde, o iyiliği ikinci kez yapmakta daha isteksiz davrandığını gösteriyor. Bu şu demek: İyiliğin içsel ödülü dışsal ödüllerden çok daha kıymetli. İnsan ahlaka ve merhamete programlanmış bir varlık. Diğerkâmlık ve vicdan, insan ruhunun vazgeçilmez harcıdır.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 37 ]

Istırap bizi birbirimize yaklaştırır. Onu tek başına göğüslemek zordur ve bizi yankılayacak bir yüz ararız. Istırap bir sosyal tutkaldır.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 40 ]

Kim bilir kaç yaralanmış ruhtan benzeri lakırdılar işittim. Kendi yörüngesini ancak başkalarının seyrine göre tayin edenler. Dünyayı bir yarışma yeri, kendilerini de durmaksızın koşmak zorunda olarak gören biçare ruhlar.
Rekabetçi bireycilik utanç, haset ve öfke üretiyor. Bize sürekli "Yeterince iyi değilsin!" diyor. İyi de, belki de biz çiçekleri koklamakta en güzeliz, tankların üzerine yürümekte en cesuruz, dost için fedakarlık yapmakta en mahiriz. Belki de en masum, en hesapsız sevgi bizimkisi.
Belki de modern hayat bizi hiç anlamıyor. Biricikliğimizi, ruhumuzun bize özgü renk ve seslerini ölçemiyor, takdir edemiyor.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 48 ]

Güzellik bizi canlı kılar canlandırır. Çirkinlik ise uyuşturur zombileştirir.
Sıkıcılık ve çirkinliğin duygu, düşünce ve algılarımızın bilinç dışı ruhsal temelini oluşturduğu bir dünyada, canlı olduğumuzu hissetmek için sansasyonel olanın peşinde koşuyoruz. En gürültülü müzik, en çok fav/like, en heyecanlı müsabaka, en maceralı tatil, en hararetli politik tartışma.
Ölmeye yatan ruhlarımıza yanlış yerde son bir hayat öpücüğü arıyoruz. Çokları bu mezatta dikkat ve alkış uğruna haysiyetlerini rehin bırakıyor.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 54 ]

İyi bir terapi seansı, iyi bir şiir gibi sözün gereksiz israfından kaçınır.
"Sadece sessizlikle, sessizliğin elle tutulmaz kırılganlığıyla sonu olmayan bir diyalog kurulursa, hesap kitap yapan mantığın gözleriyle asla görülemeyecek olan ruhun dile getirilemez yaraları kavranabilir ve bu yaralar iz bırakmadan tedavi edilip iyileştirilebilir" diyor, Eugenio Borgna.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 60 ]

Modern hayatın bir vasfı varsa, o da dur durak bilmez bir meşguliyettir. Bir uyuşma hali, içimizde büyüyen boşluktan bir kaçış teşebbüsü. İçimizdeki boşluğu, can sıkıntısını ve boş zaman dehşetini, sürekli meşgul olarak korumak istiyoruz.
Verimlilik anahtar kelime.
İyi de, hayal kuramayan, aylaklık edemeyen, sürüden ayrı düşünemeyen, itiraz hakkını kullanamayan, dünyayı saran güzelliği göremeyen biri baştan aşağı verim olsa ne olur?


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 69 ]

Eğer terapi bir işe yarayacaksa, zor da olsa dürüst bir etkileşimin önünü açabilmekle bunu yapar. Ancak böyle bir etkileşimle bana kendi kişiliğinin sadece göstermek istediği taraflarını sunmaz, kendisini olduğu gibi, kabullendiği ve inkar ettiği taraflarıyla bir bütün olarak takdim eder.
Ona gittiği yolun yanlış olduğunu ve iyi olursa alacağı ödülleri sıralayan bir vaazdan fazlası lazım. Çünkü bir vaiz olarak konuşmam demek, ben senden ahlaken daha üst bir konumdayım, bir yetkeyim ve bana boyun eğmen gerek demektir.
Hayır, onun dünyasına karışmak, onunla kalmak ve onunla münakaşaya girmeden, onu zorlamadan, onun bu dünyada olma biçimini keşfetmem gerek.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 79 ]

Ahlak narsisizmi şunu söylüyor: "Şehvetle dile getirdiğin bir görüş seni haklıların tarafına koyar ve başka bir şey yapman gerekmez. Taşı taş üstüne koymana, dünyayı daha emin ve güzel kılmana gerek yok. Sana klavyeden çıkan sloganların sağladığı "vicdan istirahati" yeter.
Sosyal medya trolleri, klavye kahramanları, laf pehlivanları ayrı bir kibir türünün habercisidir. Dünyada ifa ettikleri vazife, kullandıkları vasıtaların meşruiyetine bakmaksızın haklı görünmektir.
Orada ötekinden öğrenmeye dayalı alçak gönüllülük, yerini yok edici bir ideolojik kibre terk etmiştir. Pek yazık, pek budalaca.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 83 ]

Cetlerimiz muhataralı bir arazinin üzerine cami inşa etmezlerdi.
Helal rızık, bu ülkenin geçirdiği büyük dönüşümlere rağmen, bu masum ve mazlum halka bir kutup yıldızı gibi yol gösterir ve kursağında haram lokma bulundurmamış olmak, onun önünde sonunda evin yolunu bulmasını sağlardı.
İnanmak, helal ile haram arasındaki sınırların belirsizleşmesine takat yetiremiyorsa kime ne diyebiliriz? İnanmak, benliklerimizi eritip bizi daha düzgün, daha emin insanlar haline getiremiyor ve fakat haris benliklerimizin şekil ve kıvamını alıyorsa, tamahkâr istilasından bizi ne koruyabilir?


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 84 ]

Dünya iştahına direnmenin, ruhlarımızın masumiyetini korumanın bir yolunu bulmak zorundayız.
Dilimizin ve gönlümüzün ayrıştığı, yaptıklarımızla söylediklerimizin örtüşmediği bir "kültürel şizofreni" bizi bir büyük yabancılaşmanın uçurumuna sürüklüyor. İç dünyamız samimiyetsizliğin verdiği korozyonla eriyor.
Gayb adamlarını, irfan erlerini bir masal kahramanından bahseder gibi anışımız da bundan; onların sözlerini takdir ediyor ama yaşayışlarını kuşanmayı pek zahmetli buluyoruz.
Zahmete talip değiliz.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 91 ]

Bir ideolojik mevzi, bir politik akım, bir siyasi tavır tarafından adeta emilerek görüş mesafesini kaybetmenin mahzurları üzerine düşünmeliyiz.
Bildiği doğruları söyleyecek tek bir ses bile dünyada pek çok şeyi değiştirebilir. Bir kabilenin kişiliksiz aksamı olmak yerine, kendimize ve kabilemize karşı nefis muhasebesini bir varlık şartı haline getirerek işe başlayabiliriz.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 104 ]

Özsaygı, duygularımızın sahiciliğinden devşirilir, yani kişinin kendisine dost olabilmesinden. Şartsız sevgi sahiciliği besler, bir çocuk sahip olduğu nitelikler yüzünden kınandığında, sahte bir benliğin maskesini takar. Böylece kendisine ve dünyaya dostluk geliştiremez.
Kendim olduğum için utanmak zorunda değilim. Kendimi olduğum gibi ifade etmek için kimseden izin almam gerekmiyor. Duygu ve dürtülerim gerçek ve onlar makuldür.
Ancak bu hislerle yetiştirilen çocuk bütüncül ve dirençli bir benliğe sahip olur. Esnek ama tutarlıdır, enerjik ama istikrarlıdır.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 114 ]

Kimliklerimizi ve hayatlarımızı son yönelimlere göre tasarlanıp sunulacak markalara dönüştürmek ve böylece pazara sunmak istiyoruz.
Şu egzotik yere tatile çıktım, Instagram'da şöhreti yakaladım, şu ürüne sahip oldum.
Sonra?
Böylece arzulanır bir hayatım oldu.
Hayır, sadece gerçekte kim olduğunun ve gerçek ihtiyaçlarının bilgisini yitirdin. Kayboldun kuzum sen, kendine yabancılaştın!
Sadece sahiciliğini değil, insanlarla samimiyetini, diğerkâmlığını ve ahlaki değerlerini de düşürdün yere.
Depresyonun yaygın sebeplerinden birisi de "biz"in "ben"e dönüşmesidir.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 117 ]

Neden yavaşlamayı salık veriyoruz? Çünkü yavaşlık, hızın temsil ettiği sorunların bir ilacı.
Kibre karşı tevazu, tamahkârlığa karşı kanaat, zulme karşı merhamet, hıza karşı yavaşlık.
Zaman yoksulluğu, stres, düşmanlık, eşitsizlik, çevrenin ve medeniyetin tahrip edilmesi gibi bir dizi sorunu doğuran hız kültürü, hayatı sığlaştırıyor. İnsanlar hayatlarını iş, ev (televizyon) ve alışveriş üçgeninde geçirirken durup düşünmeyi, kendi içine bakabilmeyi, sevdiği bir insanın yüzünü seyretmeyi unutuyor.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 123 ]

Üç tür mükemmeliyetçilikten söz edilir. Kendine dönük, sosyal, ve başkasına dönük.
Kendine yönelik mükemmeliyetçilik, ulaşılması çok güç hedefler tayin etmektir. Bu ölçütleri kişi kendisi belirler, ulaşamadığında yoğun bir özeleştiri bombardımanı yapar ve kendi kusurlarını kabullenmek istemez.
Ötekine yönelik mükemmeliyetçilik, başkalarının sizin gerçekçi olmayan yüksek ölçütlerinize uymalarını beklemektir. Bu ölçütleri karşılayamadıklarında onları değersiz bulur ve eleştirirsiniz.
Sosyal mükemmeliyetçilik ise, başkalarının sizden karşılayamayacağınız kadar yüksek beklentileri olduğunu düşünmenizdir. Başkalarından onay almak için bu yüksek ölçütler karşılanmalıdır. Hep aferinler peşinde koşan insanları bu gruba örnek verebiliriz.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 126 ]

Mükemmeliyetçinin zihni insanı suça boğan "-meli", "-malı"ların bekçiliğini yaptığı yüksek güvenlikli bir hapishanedir.
Sonuçların kendisine bir mutluluk getirmeyeceğini de bilse, mükemmeliyetçi kişi didinmek için didinir. "Şunu istiyorum"un yerini "şunu yapmalıyım" alır.
Mükemmeliyetçi, bir şevk buhranı içindedir: Coşkunun yerini doğruculuk, hevesin yerini yükümlülük almıştır. Yaşamak ancak yapmaktan ibarettir ve ona sürekli bir şeyler eklemediğimiz sürece heba edilmiştir. Yolculuğu değil, hedefi/menzili ister o.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 128 ]

Sosyal olarak kabul edilmem için mükemmel olmam gerekmiyor. İşler yanlış gittiğinde çıkarılacak dersler var. Mükemmel diye bir şey yok. Bu bir efsane.
Harika selfie için belki kırk defa poz verdi o kişi. Mükemmel, sürdürülemez.
Sürekli hedef koymak ve ona ulaştığında kutlamak, aslında sığ yaşamak ve sahip olduklarımıza şükretmemek demektir. Farkında olarak yaşamalıyız. Statü, para, unvanla tatmin bulamıyoruz. Şeyler ve nesneler üzerine inşa ettiğimiz bir kimlik hep aç ve boş kalacaktır.
Daha iyiyi yapma becerimizden taviz vermeden, sosyal beklentilerin iç sesimize galip gelmesine engel olabiliriz.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 137 ]

Dini, tekliften tehdide, hitaptan ithama çeviren çarpık bir bilinç kendini gizleme ihtiyacı duymaksızın ulu orta "Tekfiir!" diye bağırıyor.
Modern tekfir, samimiyet ve hakikati sadece kendi tekelinde gören, kendisine ve hizbine mutlak bir yanılmazlık atfeden, başkalarının kalbini yarıp da içine bakmışcasına onlarda riyakarlık teşhis eden kibir fedailerinin mesleğidir.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 139 ]

Kimileri inancını bir mukaddes azap gibi gönlünü kırbaçlamakta kullanır. Kimileri ruhsal marazını dindarlık kisvesine bürür.
Takıntılı dindarlık, asabi dindarlık, kindar dindarlık.
İnsan egosunun en büyük hilesi, insana kendi hallerini pek sevimli göstermesi.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 206 ]

Affetmekle yüzümüzü geleceğe döner, geçmişin zindanından kendimizi azat ederiz.
Affetmek yanlışı geçmişe yerleştirir ve geleceği onun etkisinden kurtarır. Genişler gelecek. Affetmek unutmak değil, sadece mütecavize duyulan öfke ve hıncın içimizden geçip gitmesine izin vermektir.
Gerçek bir affediş göklerden gelen bir bağıştır, ilahî alanın beşerî alana bir temasıdır, mucizevi ve ilham vericidir.
Unutmadığımızı affederek yeni bir biçimde hatırlarız, geçmişin zindanından geleceğin umuduna çıkarız. Affetmek takatimiz yettiği halde misilleme yapmamaktır.


[ Başı Sınuklar İçin Kılavuz ] [ Kemal Sayar ] [ Sayfa 258 ]

Aileyi bir arada tutan şey yakınlıktır. Menfaatsiz, teklifsiz, hesapsız, maskesiz, sadece kendi olmanın tatlı huzuru.
Ev yuva olmaktan çıkarılıp bir eğlence merkezine veya bir pansiyona dönüştüğünde, herkesin başının çaresine bakması gerekecektir. Soğuyan insan ilişkileri aileyi de muhasara altına almış bulunuyor ama yapmamız gereken, geçmişin yasını tutmak yerine, insan olmanın özüne sadık kalmak. Bu da evi yeniden sıcak bir yuva olarak tesis edebilmekle olur.
Yani elektronik aletleri, bizi dış dünyanın keşmekeşine açan ve ruhlarımızı her türlü istilaya hazır hale getiren ekranları kapatarak, birbirimizin gözlerinin içine bakabilmekle.

Scroll to Top