Kitap Alıntıları
Kitap Adı: Allah'a Hüsnüzan Beslemek
Yazar Adı: İyad Kunaybi
Yayın Tarihi: Mart 2025
ISBN: 9786255529084
Başımıza gelen musibeti kendimiz için bir ödüle nasıl dönüştürebiliriz?
İmtihan nimetinden nasıl haz alabiliriz?
Şartlar ne olursa olsun nasıl mutlu bir hayat sürdürebiliriz?
Her olaya nasıl olumlu ve umutlu yaklaşabiliriz?
Kalbimizi yalnızca O’ndan korkacak ve sadece O’ndan ümit besleyecek şekilde yüce Allah’a nasıl bağlayabiliriz?
Sarsılmaz bir iradeye ve özgür bir ruha nasıl sahip olabiliriz?
Kalbimizi, Allah Teâlâ ile buluşmayı arzulayan selim bir kalp hâline getirmek için kaderi kınayıp durmaktan nasıl kurtarabiliriz?
Her türlü eksiklikten münezzeh olan yüce Rabbimizi, şartlar ne olursa olsun değişmeyen, koşulsuz bir sevgiyle nasıl sevebiliriz?
Bu kitapta, sadece bu soruların cevaplarını değil, çok daha fazlasını bulacaksınız.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 26 ]
Rıza, başımıza bir iş geldikten sonra zuhur eder. Yani rıza, bir durum vaki olmadan önceki eylemlerimizin bir semeresidir ve dolayısıyla ihtiyaç duyduğumuz zaman gelir.
Bize sıklıkla şöyle bir soru geliyor: "Rıza, insanın gücü dahilinde olmayan kalbi amellerdendir. Hal böyleyken insandan nasıl razı olması beklenir?"
Doğru, biz buna güç yetiremeyebiliriz ama yapmamız gereken şey, rıza duygusunu benliğimize yerleştirmek ve ihtiyaç duyduğumuz anda rıza haliyle bizi rızıklandırması için Allah'a itaat etmektir. Gelecek endişesine her düştüğümüzde neticeye rıza göstereceğimize, sabreden ve şükreden bir kul olacağımıza dair verdiğimiz sözü yineleyelim. Ve Allah'ın bize mutlaka yardım edeceğine inanalım.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 28 ]
Buradaki rıza, eksiksiz ve tam bir rızadır; içinde hiçbir kusur ya da şüphe barındırmaz. Bu, Allah'a karşı bir isyan duygusu taşımamak ve O'nun hikmetine, iradesine ve fiillerine itiraz etmemek anlamına gelir. Ancak burada anlatılmak istenen şey, yaşadığımız musibetlerden etkilenmemek veya musibetten hoşlanmak değildir.
Elbette ki insan fıtratı buna terstir.
Kişi, kendisi için değerli olan bir insanı kaybettiğinde doğal olarak hüzünlenir ve acı duyar. Fakat kadere öfke duymaz ve "Allah neden beni bununla sınadı?" veya "Ne yaptım da başıma bu geldi?" diyerek Rabbine itiraz etmez. Aksine o, yüce Rabbine hamd eder ve başına gelenlere sabreder. Böylece hem razı olmanın ve gönül hoşnutluğunun lezzetini hisseder hem de nice sevap elde eder.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 31 ]
Lakin akla şöyle bir soru geliyor. Allah'ın hakkımda hayır murat edip etmediğini nereden bileceğim? Sahip olduğum sağlık ve zenginlik yanında dünyevi sıkıntılardan da güvende olmak benim için hayrı dilediğine bir işaret midir?
Hayır, asla! Bunların hiçbiri Allah'ın bize değer verdiğine ve bizim için hayır dilediğine işaret değildir.
Yüce Allah şöyle buyuruyor: "İnsan, Rabbi onu varlıkla sınayıp da kendisine ikramda bulunduğu ve bol bol nimetler verdiği zaman 'Rabbim beni şerefli kıldı' der. Buna karşılık onu darlıkla sınayıp rızkını kesiverince de 'Rabbim beni rezil, perişan etti' der". (Fecr, 15-16)
İnsanların pek çoğu, Allah'ın kendisine dünya nimetlerinden vermesini, Allah'ın onu sevdiğinin, ondan razı olduğunun ve ona değer verdiğinin işareti zannediyor. Darlıkla sınandığında ise bunu Allah'ın kendisinden hoşlanmadığına ve kendisi hakkında kötülük istediğine yoruyor. Böyle olunca dünya nimetlerine sahip olmak veya olmamak, Allah'ın sevgi, lütuf ve rızasına dair bir ölçü oluyor. İşte tam burada, Allah (azze ve celle) şu kelimelerle bu düşünceye karşı çıkıyor: "Hayır, asla!" (Fecr 17). Yani dünya nimetlerine sahip olmak veya olmamak ölçü değildir!
Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Kim sadece şu peşin ve geçici olan dünya zevkini isteyip onun ardına düşerse biz, dilediğimiz kimseye takdir ettiğimiz miktarda o zevki tattırır, sonra da cehennemi ona mekân kılarız. O da kınanmış ve Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme girer" (İsra 18).
"Biz, hepsine Rabbinin nimetlerinden bol bol veririz" (İsra 18).
Mü'minlere de, kafirlere de; iyilere de, kötülere de. Her biri dünyadayken Rabbinin kendisi için takdir ettiği nasibi elde eder.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 33 ]
Yaratılmışların tehditleri gözümüze küçük görünüyorsa ve onların mutlak güç sahibi, kahruperişan edici olan yüce Allah'ın hükümdarlığı altında sadece zelil kulcuklar olduklarını anlayabilmişsek, iyiliği yalnızca Allah'tan bekleyip sadece O'ndan korkabiliyorsak elbette ki yüce Allah bizim için hayır murat etmiştir.
Bütün insanlık nefis, vehim ve şehvetlere esaretin neticesi olan hastalıklara düçar olmuş ama kendilerini gayet hür ve müreffeh zannederken, yüce Allah vaktimizi imanımıza fayda verecek ve kendisine yaklaştıracak imtihanlarla geçirtiyorsa bilelim ki O bizim iyiliğimizi istemiş ve dinine hizmet için bizi seçmiştir.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 37 ]
Nice hürler görüyorum, ayıkken sarhoş gezen
Zillet içinde, pervasızca yaşayan
Yarışıyorlar âdeta paraya, pula kullukta
Eğlence konusu yapıp dini terk etmişler
Onların öfkesi de Allah için değil
Çıkarlarıyla çatışan enflasyon içindir
Cehennem ateşini de umursuyor değiller
Ama tutuşurlar döviz bulamadıklarında
Küre-i arzın hadiselerini gözetmek yerine
Bir top, bir takım rekabeti içindir çabaları
Kim hapis şimdi, söyleyin, ben mi onlar mı?
İşin köklerine inersek kavrarız hakikati.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 41 ]
Bizzat Müslümanların içinden çıkmış olan şartlı sevenler tayfası hakkında bilginiz var mı?
Bu grup, Allah (azze ve celle) hakkında şu şekilde bir anlayışa sahiptir: "Yüce Allah, bizim için takdir ettiği bu dünya hayatında bize bazı görevler yükleyip bazı şeyleri de yasak kılmıştır. Mutlu olmamız da bedbaht olmamız da onun elindedir. Fakat bizler, bazı görevleri ağır buluyor, bazı haramları ise çekici buluyoruz. O halde biz, Allah ile dengeli bir ilişki kurmalıyız.
Şöyle ki, Allah'ın nimetlerini kesintiye uğratmayacak ve nefislerimize ağır gelmeyecek şekilde farz olan amelleri yapmalı, aynı şekilde Allah'ın nimetlerinin kesilmesine, azabının inmesine sebep olmayacak ve nefislerimizi tatmin edecek kadar da haramlardan işleyebilmeliyiz".
Ne dersiniz? Allah'ı şartlı sevenler grubunun insanın Rabbiyle olan ilişkisini tanımlama şekli doğru mudur? Kul, nefsini ve duygularını alemlerin Rabbi olan Allah'a bu şekilde mi teslim etmeli?
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 43 ]
Şimdi, şartlı sevenin bir günah işlediğini ve Allah (azze ve celle) nin bu günah sebebiyle onu sıkıntıya soktuğunu varsayalım. O, âdeti olduğu üzere günahtan arınmak için seferberlik ilan edip dua, istiğfar ve itaatle Allah'tan yardım dileyecektir.
Fakat, yüce Allah ya musibetin devam etmesini, hatta daha da şiddetlenmesini dilerse? Bu durumda şartlı seven kişi "Ben üzerime düşeni yaptım, fakat Allah Teâlâ niçin kendisinden bekleneni yapmadı?" diye sorgulamaya başlayacaktır.
Şartlı sevenin "denge politikasına" göre kişi, masiyetten arınmaya çalışıp salih amellere yönelince üzerindeki musibetin kaldırılması ve Allah Teâlâ'dan aldığı yevmiyenin devam etmesi gerekir. Lakin beklenenin aksine bir durum söz konusu olduğunda onun yüce Allah'a olan şartlı sevgisi birdenbire çökecektir.
Bir uçurumun eşiğinde, çarpık bir anlayış üzerine bina edilmiş bu sevginin çökmesine şaşmamak gerekir.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 58 ]
Bazı salih kullar hastalandıklarında veya başka bir musibetle sınandıklarında dualarının kabul olunacağını bildikleri halde başlarındaki sıkıntının kalkması için Allah'a dua etmezlermiş.
Şimdi "Bunlar abartılı rivayetler" diyebilirsiniz. Belki evet ama biz, burada kastedilen manayı anladığımızda bunu imkansızmış gibi görmeyeceğiz. Belki de imtihana tabi tutulan kişi başına gelen bu musibeti, yaratıcısından gafil kaldığına işaret eden bir uyarı olarak görüyordu. Belki de Allah Teala, kendisini gerçekten sevmesi için ona bu imtihanı göndermişti.
İşte bu düşünce, imtihana uğrayan mümin kulun iliklerine işler. Böylece o, gaflete düştüğü noktaları araştırır, kalbindeki sevgiye dair manaları canlandırmak ve Allah'a olan sevgisinin doğruluğunu ispat etmek için çeşitli yollara başvurur.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 63 ]
Tek derdimiz bu mu? Nimetlerin devamlı olması ve belalardan korunuyor olmak mı? Oysa Allah'ın bizi sevmemesinin acısını derinden hissetmemiz ve bundan dolayı yüreğimizin yanması gerekmez mi? Asıl korkutucu ve başlı başına ceza olan husus, Allah'ın bizi sevmemesi değil midir? Tüm gücümüzle zulümden, düşmanlıktan, israftan ve hıyanetten beri olmamız için Allah'ın bu vasıflara sahip olanları sevmediğini haber vermesi yeterli bir tehdit değil mi? Ve yine Allah'ın bize olan sevgisini farkında olmadan kaybetme korkusuyla söz ve amellerimize dikkat etmemiz, nefsimizi detaylıca hesaba çekmemiz gerekmez mi?
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 65 ]
Sevgisinde sadık olanlar bilirler ki, sevgilinin rızasını elde etmek en yüce temenni ve en çok arzu edilen şeydir.
"Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetti. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur" (Tevbe 72).
Evet, Allah'ın rızasını elde etmek diğer bütün nimetlerden daha büyüktür! Cennetlerden, nehirlerden, güzel meskenlerden bile büyüktür! Çünkü o, sevgililerin en yücesi olan Allah Teâlâ'nın rızasıdır.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 71 ]
Bu tecrübeyi yaşamadan önce -hür iken- bazen Ahmet b. Hanbel, İbn Teymiyye, İbn Kayyım ve Seyyid Kutub gibi davetçi ve alimlerin esaret imtihanı ile sınanmalarının hikmetini sorgulardım.
Bu konudaki birtakım hikmetleri anlayabiliyordum. Fakat kalbimin daha fazla mutmain olmasını istiyordum. Teorik olarak hikmetin ne olduğunu anlamıştım lakin yaşadığım esaret tecrübesi onu pratikte de anlamama vesile oldu.
Eğer siz de bir imtihan vesilesiyle meseleyi kavramaya muaffak ve mazhar olursanız göreceksiniz ki, İslam için çalışan kimselerin şahsiyetlerinde eksik bir halka kalıyor. Bu eksik halka ise yalnız fedakarlıklarla ve davetlerinin bedelini musibetlerle ödediklerinde tamamlanabiliyor.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 103 ]
Yapman gereken tek şey güçsüzlüğünün farkına varıp Allah'tan başka hiçbir şeye sahip olmadığını kabullenmek, el-Muîn olandan yardım dilemek ve yardımını kazanabilmek için yüce Allah ile aranı düzeltmek.
İşte o vakit göreceksin ki, hiçbir musibet Allah'ın yardımından daha büyük değildir.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 107 ]
Akabinde Seyyid Kutub (rahimehullah) sözlerine şöyle devam ediyor. Allah'ın rahmetini hissedebilmen de Allah'ın bir rahmetidir. O'nun rahmeti sana ulaşmış, seni kuşatmış olabilir, fakat onun varlığını hissetmek ayrı bir rahmettir. Rahmeti umabilmen ve onun farkına varabilmen de bir rahmettir. O rahmete güvenmen ve her durumda onu bekleyebilmen de bir rahmettir. Gerçek azap ise, Allah'ın rahmetinden mahrum kalmak, ondan ümit kesmek veya şüphe etmektir. Böyle bir azabı Allah, hiçbir mü'mine yaşatmasın.
"Kâfirlerden başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez (Yusuf 87).
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 110 ]
Hiçbir cinin, hiçbir insanın mani olamayacağı Allah'ın rahmetini mi arzuluyorsunuz? Gerçek sevincin kaynağı olan Allah'ın rahmetini mi istiyorsunuz?
Öyleyse, her koşulda merhamet etmeyi ve iyilik yapmayı kendinize huy edinin. Görmüyor musunuz, Allah (azze ve celle) kendi fakirliklerine rağmen kardeşlerini nefislerine tercih eden ensar topluluğunu nasıl övdü?
"Hatta ihtiyaç içinde kıvransalar bile daha muhtaç durumda olan mümin kardeşlerini kendilerine tercih ederler" (Haşr 9).
Onlar, fakirlik imtihanından kendileri de mustarip oldukları halde iyilik yapıyorlardı.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 116 ]
Kıymetli kardeşim! Allah'a yaklaşabilmek ve katında güzel bir makam elde edebilmek konusunda onun yardımından ümitsiz olma.
Şeytan sana gelip, "Sen Allah'ın rahmetini hak etmiyorsun" derse, sen de ona cevaben de ki: "Evet, ben Allah'ın rahmetini hak etmiyorum. Fakat yüce Allah kullarına müstahak olduklarından daha güzelini verecek kadar cömerttir".
Şeytan gelip "Allah sana başka bir fırsat vermeyecek, çünkü bundan önce seni kurtarmıştı lakin sen bu iyiliği değerlendiremedin" derse, sen de ona: "Hayır, Rabbim bana başka fırsatlar verecek. Beni kurtaracağını umuyorum, çünkü O, çokça bağışlayan ve merhamet edendir" de.
Şeytan sana "Allah seni sıkıntıya sokacak, çünkü O senden hoşlanmıyor" derse, sen de ona: "Aksine, Rabbim beni seviyor. Beni temizlemek ve terbiye etmek için imtihan ediyor" de.
Şeytan "sen Allah'ın merhametine layık olamayacak kadar değersizsin" derse, sen de ona: "Allah'ın rahmeti benimle sınırlandırılamayacak ve beni kuşatacak kadar geniştir" de.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 128 ]
Kalbi diri olan herkes kusurlarının olduğunu bilir. Eğer Allah'ın kusurlarımızı örttüğünü düşünmüyorsak kalbimiz katılaşmış ve Allah'a layığıyla değer vermediğimiz için günahların bizim için pek de bir önemi kalmamış demektir. Günahların bizim gözümüzde önemsiz olmasının diğer bir sebebi, Allah'ın foyamızı ortaya çıkarmamış olmasıdır.
Şayet Allah (azze ve celle) insanları ayıplarımıza şahit tutsaydı ve bundan ötürü gözlerinden düşüp bizden nefret ettiklerini görseydik pişmanlık duymayı, günahlardan sakınmayı öğrenirdik. Ama günahlarımızı bilen yalnızca Allah olduğundan, hem O'nun hakkını hem hem de günahlarımızı hafife alıyor, önemsiz görüyoruz.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 139 ]
Ziyanda olmaktan, gelecek kaygısından, ümitsizlikten ve sabrının tükenmesinden yakınacak olursan, yanında, söylediğin her şeyi işiten bir dinsiz varmış gibi düşün.
Bu dinsiz, senin şikayetlerini duyduğunda sana ne diyecek?
"Ey Müslüman, sen değil miydin dünya ve ahiret hayrını elde etmem, gönül hoşnutluğu hissetmem için bizi yaratan ve rızıklandıran bir Rabbin varlığına iman edip kulluk etmemi öğütleyen?
Ben bunları sende göremiyorum ki! Hâl dilin adeta 'İşimi Allah'a havale ettim ama hâla endişeliyim' diye haykırıyor".
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 179 ]
Doğası gereği insan sürekli gözünün önünde bulunan nimetlere karşı duyarsızlaşır ve bir süre sonra, o nimetlere olan ilgisini tamamen yitirir. Kanaat etme yetisini yitirmiş bir insan, elinde olmayan nimetleri aklından çıkaramaz ve sahip olamadığı bu nimetleri, beşer hayatının en kıymetli parçası olarak görür. İstediği şeyi elde edemediği için hayatın onun açısından tadı tuzu kalmaz.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 188 ]
Biz genellikle başına uzun süreli bir imtihan gelen kardeşlerimize bu yeni durumu aslolanmış gibi görmelerini tavsiye ediyoruz. İmtihandan önceki hale dönmeyi ise istisnaymış gibi görmelerini söylüyoruz.
Çünkü böyle yapmak; imtihana uğrayan kişiyi, kendisini meşgul edecek ve eksikliğini hissettiği nimeti unutmasına vesile olacak, neşe verici yeni şeylere yönlendirir. Şayet Allah (azze ve celle) kabullenilmiş bu durumun aksini murat edip imtihanı kaldırmayı dilerse elbette ki bu pek hoş olur.
Fakat imtihana uğrayan kişi, aslolanın musibetin ortadan kalkması olduğuna inanırsa, hayatında bir eksiklik ve kalbinde boşluk hissedecektir. Böyle yapmak onu mutluluk verici başka uğraşlar bulmaktan alıkoyacaktır.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 209 ]
Mahpus kişinin zihnini hapis, yalnızlık, hüküm, hakim, suçlama, savunma, delil, aklanma, hafifletme, ceza ve süre gibi kelimeler ele geçirir.
Hapse düşmüş bir adam otururken, kalkarken, uyanıkken, uykudayken, yerken, içerken, namazdayken, gezinirken bu kavramları düşünür durur. Eline bir gazete geçtiğinde veya gündemi takip ederken gözü hep hapis ve tecritle alakalı, davasının yararına olup kendisini kurtaracak haberleri arar. Araba modelleriyle veya eşya fiyatlarıyla ilgilenmez. Çünkü bunlar onu hiç alakadar etmez.
Şimdi biz de gerçek vatanımız olan cennetten alıkonulup dünya hayatına hapsedildiğimizi hep aklımızda bulunduralım. Günahlarımızı, delillerle sabit olan suçlar olarak görüp, cezayı hak ettiğimizi ve savunabilecek tek yanımızın muvahhitlerden olmak olduğunu düşünelim. Tevhidimize şaibe karışmışsa vay halimize! Cezanın ne kadar süreceğini hiç bilemeyiz!
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 222 ]
Biz genellikle Allah'a hakiki anlamda sığınmaktan daha kolay olan ve hızlı sonuç alacağımızı düşündüğümüz dünyevi sebeplere sarılma yolunu tercih ediyoruz. Niyetimiz, bu dünyevi sebeplere başvururken aynı zamanda Allah'a sığınma ve bu sığınmanın gereklerini yerine getirme sürecini de yürütmektir.
Meseleye, "hangisi belayı daha önce kaldırırsa o iyidir" mantığı ile yaklaşıyoruz. Allah'a yönelmenin bize yüklediği sorumlulukları yerine getirmek içinse, önümüzde geniş bir zaman dilimi var zannediyoruz.
İşte, tam da burada sapma başlıyor.
Allah'a yönelmenin getirdiği sorumluluklardan kaçmaya başladığımızda, alternatif aramaya koyuluyoruz. Bu alternatifi, imtihanın kalkmasına sebep olarak görüyor ve Allah'ın sebeplere sarılmayı emrettiğini ileri sürüp kendimizi kandırıyoruz. Evet, sebeplere sarılmak övülen bir davranıştır, fakat bu övgü Allah'a yönelişimiz samimi olduğunda, nefislerimizi düzeltmek için sabırla, kararlılıkla gayret gösterdiğimizde ve kalbimizi yalnızca Allah'a bağladığımızda anlam taşır.
[ Allah'a Hüsnüzan Beslemek ] [ İyad Kunaybi ] [ Sayfa 254 ]
Öyleyse kardeşim, gerçek muvakkafiyet, Allah'ın seni nefsinle baş başa bırakmamasıdır.
Bu cümlenin anlamı ne?
Hayatı ve hayatta başa gelen imtihanları, önünde duran bir grup çukur gibi hayal et. Bu çukurları aşmaya güç yetirdiğin için yeteneklerinle ve zekânla övünebilirsin. Her imtihandan başarıyla çıkmanı sağlayan özel yeteneklere sahip olduğunu hissedebilir ve dersin ki: "Ben fitnelerin karşısında zayıf düşenler gibi değilim. Ben, kolay kandırılabilecek biri değilim".
İnsanların seni övmesi ise bu düşünceni daha da güçlendirir: "Aslan gibisin", "sabır ve sebata örnek kişisin", "yaptığın her işte başarılı olursun".
Bu tür ifadelerle kişiliğinin farklı yönlerine yönelik övgüler, farkında olmadan senin, Allah'ın rahmeti ve tevfikinden müstağni olduğunu zannetmene ve bir tür 'bağımsızlık' hissine kapılmana yol açabilir.
"Gerçek şu ki insan, kendini kendine yeterli görerek azar" (Alak 6).
Bunun üzerine Allah Teala karşına bir çukur çıkarır ve seni, o kendine güvendiğin yeteneklerinle baş başa bırakır. Hadi bakalım işine yarasın. Böylece korkunç bir şekilde o çukura düşersin, çünkü kendinle baş başa bırakılmışsındır.


