Kitap Alıntıları

Kitap Adı: Hatıralarım (Müslüman Kardeşler)
Yazar Adı: Hasan el-Benna
Yayın Tarihi: Kasım 2024
ISBN: 9786054041275

Kardeşlerim! Sizler şu ana kadar herhangi bir partiye ya da kuruluşa katılmadığınız gibi, onların herhangi birisine düşmanca davranmış da değilsiniz. Sizler, Allah'ın Rasulü'nden başka bir öndere uymuş değilsiniz, Allah'ın Kitabı'ndan başka bir yol kabul edip beğenmiş değilsiniz, İslam'dan başka bir amaç da edinmiş değilsiniz.
Kayzer'in hakkını Kayzer'e, Allah'ın hakkını Allah'a ver diye bir öğreti yoktur İslam'ın öğretileri arasında. Aksine, İslam'ın öğretileri arasında olan şudur: Kayzer'in kendisi de, Kayzer'e ait olanlarda, hepsi bir ve Kahhar olan Allah'ındır.
Kardeşlerim! Dava hakkında konuşmaya başlamadan önce sizlere şu soruları yöneltmek istiyorum: İnsanlar rahata ersin diye gereği gibi cihad etmeye hazır mısınız? İnsanlar biçsin diye ekmeye hazır mısınız? Son olarak, ümmetiniz hayat bulsun diye ölmeye hazır mısınız?


KİTAP HAKKINDAKİ YORUMLAR

Dönem Tahlili

Kitaptaki olaylar çoğunlukla Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı arasındaki zaman diliminde Mısır'da geçiyor.
Mısır, 1882 yılından beri İngiliz işgali altındadır, ülke yönetiminde söz sahibi olmanın yolu İngiliz işgalcilerine yakın olmaktan geçtiği için yönetici elit arasında Batı hayranlığı ve batılı yaşam tarzı yaygındır. Müslüman halkın İslam dinine aidiyeti açısından sorun olmasa da, bu dönemde tüm yakın coğrafyalarda görülen İslami bilinç zayıflığı Mısır toplumunda da görülür.
Mısır toplumunda zaman zaman alevlenen bağımsızlık istekleri dünyanın diğer bölgelerindeki özgürlük mücadelelerinden ve İngiliz işgaline karşı verilen savaşlardan bağımsız olarak düşünülmemelidir. 1919 yılında İngiliz işgallerine karşı başlatılan özgürlük ayaklanmaları Mısır toplumunu da etkilemiş, aynı yıl Mısır'da başlayan toplumsal gösteriler ve eylemler sonucunda 1922'de kısmi bir bağımsızlık da kazandırmıştır.

Aynı dönemde İngiliz işgaline karşı hareketler :

  • İngiliz, Fransız ve İtalyan ve Yunan'ların işgal ettiği Osmanlı Devleti'nde farklı şehirlerde yerel olarak başlayan daha sonra birleşen direniş hareketleri (Kuvva-yı Milliye).
  • Ocak 1919: İrlanda'da Sinn Fein tarafından İngiliz işgaline karşı başlatılan bağımsızlık mücadelesi.
  • Mart-Nisan 1919: Hindistan'da İngiliz işgaline karşı başlatılan bağımsızlık hareketi.
  • Mayıs 1919: Afganistan'ın, İngiliz işgali altındaki topraklarını geri almak için başlattığı üçüncü Afganistan savaşı.
  • Mayıs 1919: Birinci Dünya Savaşı'nın galipleri tarafından hazırlanan Versay anlaşmasının, Almanya'nın işgal ettiği bazı Çin topraklarını Japonya'ya vermesi üzerine Çin'de başlayan halk ayaklanması.
  • Ağustos 1919: İran ile İngiltere arasında yapılan anlaşmaya karşı yapılan İran halk ayaklanması.
  • Temmuz 1919: Irak ve Suriye'de İngiliz ve Fransız işgaline karşı ayaklanmalar.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 36, 37 ]

Seyyid Abdülvehhab'ı bize dokunan hizmetleri dolayısıyla Allah en güzel bir şekilde mükafatlandırsın derim. Onun sohbetinden çok büyük bir ölçüde yararlanmışımdır…
O, müritlerinden ilim öğrenmekte olanların ihtilaflı konular üzerinde veya şüpheli konularda halkın önünde tartışmalarını, yine halkın önünde inkarcı ve sapıkların sözlerini aktarmalarını veya sözgelimi misyonerlerin söylediklerinden söz etmelerini yasaklamıştı. Bu gibi konuları özel olarak yalnızca kendi aralarında tartışıp etüt etmelerini söylüyordu. Halkın önünde ise kendilerini Allah'ın itaatine sürükleyecek konulardan söz edin, derdi. Ta ki siz başka konulardan söz ederken onlardan herhangi birisinin içine bir şüphe yerleşmesin ve bunların nasıl reddedildiği konusunda şaşkınlığa düşmesin. Yoksa halk itikadi bir konuda şaşkınlaşır ve bunun nedeni de siz olursunuz.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 43 ]

Eğer Allah dilese, Ezher'in ilmi gücü ile tarikatlerin ruhi gücü bir araya gelse, bunlara İslami toplulukların ameli güçleri eklense, hiç şüphesiz, eşi görülmemiş bir ümmet çıkardı ortaya.
Öyle bir ümmet ki; yön verir, yönlendirilmez; önderlik eder, başkasının peşine takılmaz; başkasını etkiler, hiç bir şeyden etkilenmez; yolunu şaşırmış bu toplumu da dosdoğru yola çıkartır.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 50 ]

Bu dönemlerde şu görüşe sahip olmuştum: İlimle fazla uğraşmak, insanı faydalı çalışmalardan ve Allah'a ibadet etmek için vakit ayırmaktan alıkoyar. Yaptığı işlerin doğruluğunu gerçekleştirecek kadar bir ilim insana yeter. Rızkına yetecek kadar kazanç elde etmek için yeterli bir zamanı da işe ayırmak yeter. Bundan sonra insana düşen, bütün çalışma ve gayretiyle ibadete, zikre ve cihada yönelmektir.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 53 ]

Gündüzlerim dükkanda çırak olarak çalışmakla, gecelerim de Hassafiyye tarikatından kardeşlerimle zikir yapmakla geçiyordu. İşte bütün bu nedenler dolayısıyla Perşembe günleri oldukça zorunlu bir durum olmadığı sürece, Mahmudiye'ye gitmekten geri kalmıyordum.
Delta treninden iner inmez dükkana gidiyordum. Akşam vakti yaklaşana kadar saatçilikte çalışır, sonra da iftar yapmak üzere eve dönerdim. Çünkü her Pazartesi ve Perşembe günü oruç tutmayı adet edinmiştik. Daha sonra dersi dinlemek üzere küçük mescide giderdim. Oradan ya Şeyh Çelebi er-Reccal'in veya Ahmed es-Sükkeri'nin evinde ders okumak veya zikir yapmak için giderdik. Sonra da sabah namazını kılmak üzere mescide gider, ardından dinlenir, ardından Cuma namazını kılar, yemek yer, daha sonra dükkana gider, akşama kadar çalışırdım. Çalışma bitince akşam namazı için mescide ulaşır, oradan eve döner, sabah olunca da okula giderdim.
Bu düzen böylece devam edip gitti. Ortaya çıkan ani ve zorunlu bir durum olmadıkça, bir hafta olsun aksadığını hatırlamıyorum.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 62 ]

Adamın biricik yararı şuydu: Yaz tatilinde yirmi kadar Ezherliyi, yirmi kadar Daru'l-Ulum'luyu ve elli kadar İlk Öğretmen okullu kişiyi bir araya topluyordu. Bunlardan ayrı olarak çeşitli enstitü ve yüksek okul öğrencilerinden pek çok kimse de onun ders halkasına gelirdi. O, bütün bu öğrencilerle çeşitli konuları müzakere eder, gece sohbetleri yapar, çeşitli bilmeceler sorar, itirazlar yöneltir, sorularını cevaplandırır ve sorularına cevap isterdi. Bütün bunlarla zihin ve gayretleri derse, ilme, bilgiye yöneltmek için biledikçe bilerdi.
Bu nedenle Demenhur'daki öğretmen okulu öğrencileri arasında Hurin'li öğrencilerin sayısı pek çoktu. Şeyh zaman zaman onları gayrete getirmek için ziyarete gelir, bu ziyaretini nüktelerle ve ilmi sohbetlerle geçirirdi. Bir keresinde ben de onun sorularından, itirazlarından, bilmecelerinden ve açıklamalarından kendimi kurtarabilmiş değildim. Allah ona rahmet eylesin, mekanı Cennet olsun.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 82 ]

İslam'ın öğretilerini insanlara ulaştırmak için mescitlerin yalnız başlarına yeterli olamadıkları sonucuna ulaştım. Bu dönemlerde pek çok faziletli ilim adamı mescitlerde, görevli olmadıkları halde vaaz vermekteydi. Bu ilim adamlarının gerçekten olumlu etkileri oluyordu halk üzerinde...
Ezher ve Daru'l-Ulum öğrencilerinden bir grup oluşturmak için çağrıda bulunmayı düşündüm. Bunlar önce mescitlerde vaaz edecekler, sonra da kahvehanelerde ve genel toplantılarda halkı irşad edeceklerdi. Daha sonra bunlardan İslam'ı yaymak için önemli şehirlere, kasabalara, köylere gidecek bir heyet oluşturulacaktı. Bu düşündüklerimi uygulamaya koydum.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 89 ]

Ezher ve bu gibi durumlarla ilgilenen diğer birtakım İslami kurumların bünyelerinde bu akımlara karşı güçlü tepkiler olmuştu; fakat o sıralarda halkın büyük çoğunluğu ya yeni eğitimden geçmiş, bu tür şeylere hayran kalan gençlerden ya da avamdan oluşuyordu.
Bu gençler, işittikleri yeni düşüncelerden hoşlanıyor, avam ise bu gibi konularda zaten düşünmüyordu bile. Çünkü gerekli uyarıları yapacak ve yön verecek kişi sayısı oldukça azdı. İşte bundan dolayı ben büyük bir acı ve ızdırap içindeydim ve atalarından miras aldığı, kendisini himaye ettiği, alıştığı, onun gölgesinde yaşadığı, tam ondört asır kendisiyle şeref kazandığı İslam ile mal ve mevki, güç ve propaganda araçları gibi etkin her türlü silaha sahip bulunan Batının kültür emperyalizmi arasında, Mısır toplumunun sosyal hayatının gidip geldiğine tanık oluyordum.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 100 ]

Birinci emelimi gerçekleştirmek için iyiliği unutmama, onu takdir etme duygularına sahip bulunuyorum. Zaten "İyiliğin karşılığı iyilikten başkası olabilir mi ki?" (Rahman, 60).
İkinci emelimi gerçekleştirmek için ise ahlaki birtakım meziyetlere sahip olduğumu düşünüyorum: Sebat ve fedakarlık.
Bunlar, bozuklukları düzeltmeye kalkışacak kimseye gölgesinden daha yakın olmalı ve en gerekli şeyden bile daha gerekli kabul edilmelidir. Bu iki özelliğe sahip olan hiçbir ıslahatçı küçük düşmez ve başarısının sırrı da bunlarda gizlidir.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 110 ]

... İslam hakkında konuşan bir kimseye bütün gruplar, kendi düşüncesiyle karşı koyar ve karşıdaki kişiyi kendi grubuna katmak ister. Veya en azından bu kişi kendi grubundan mıdır, yoksa karşısında olanlardan mıdır, anlamak ister.
Oysa arkadaşımız herkese seslenmek, her grupla ilişki kurmak ve bütün bölünmeleri kaldırıp, tüm grupları bir araya getirmek istemekteydi.
Bu konuyu uzun uzun düşündü. Sonunda bütün bu gruplardan uzak kalmaya ve elinden geldiğince mescitlerde insanlara hitap etmemeye karar verdi. Çünkü mescitlere gidenler çeşitli anlaşmazlık konularını hala hatırlarında tutmakta ve her münasebette bu anlaşmazlıkları ortaya koyabilmektedirler.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 166 ]

Tüm bu yaptıklarımın amacı; öğretmenlerin kendilerini bir mesaj sahibi, bir düşüncenin davetçileri, bir kuşağın yetiştiricileri olarak görmeleri gerektiğini hissettirmekti. Bu çalışmalar çoğunda gereken etkiyi fiilen gösterebildiği gibi, çoğu da bu çalışmaları boşa çıkarıyordu.
Bedenleriyle değil de ruhlarıyla, başkalarının gözetimiyle değil de vicdanlarının gözetimi altında çalışan kimselere toplumumuzun ihtiyacı ne kadar da büyüktür!


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 168 ]

Bir de bana şöyle derdi:
-Dinle beni, taatlarda kusurlu, bazı isyanları işleyen kimseleri; Allah'tan korktuklarına, düzene saygılı olduklarına ve itaatkar davranacaklarına inandığın sürece onları davaya kazandırmaktan geri durma. Bu gibi kimseler kısa bir süre içinde tevbe edeceklerdir.
Unutma ki davet bir hastanedir. Orada ilaç vermek için doktor da şifa bulmak için hasta da bulunur. Bu gibi kimselerin sakın ola yüzlerine karşı kapıyı kapama. Bilakis, hiçbir zaman onları sana kazandıracak çalışmalardan geri kalma. Bu, davetinin birinci görevidir.
Fakat iki tür kişiden kesinlikle sakın ve onları kendileri de gelse hiçbir zaman davanın saflarına alma. Bunlardan biri, salih bir kişi görüntüsünü verse bile hiçbir inancı olmayan inkarcıdır. Böyle bir kimsenin düzelmesini ummak, akidesiyle tamamen sizden uzak iken imkansızdır.
Diğeri ise otorite tanımayan ve itaatin ne demek olduğunu kavrayamayan salih bir kimsedir. Böyle bir kişi münferit olarak faydalı olabilir, tek başına bir işte başarı sağlayabilir, fakat cemaatin ruhunu bozar, salihliğiyle onları aldatır, muhalefetiyle cemaati dağıtır. Bu tür kişilerden cemaatin saflarına sokmadan yararlanabilirsen yararlan. Yoksa saflar bozulur ve çalkalanır.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 175 ]

Belirli kişilerden toplanan aidatlar, belirli bir şube merkezinin harcamalarına yeterli olmadığı için harcamalara İsmailiyye'deki merkez de katıldı ve Port Said'deki faziletli kardeşlerimizin aidatlarının yeterli gelmediği harcamaların açıklarını kapatmayı üzerine aldı.
Bu, Kardeşler için uyulması gereken bir kuraldı. Ki o kural; önce davaya sağlam bir şekilde iman etmeden ve bu dava uğrunda harcamalarda bulunmanın faziletini idrak etmeden halktan hiç bir şey istememekti.
Çünkü Kardeşler, kalpleri isteyen kimselerdir, ceplerden toplayan kimseler değil!


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 192 ]

Ancak, bu bölgede dini konular etrafında aşırı bir duyarlılık olduğunu, çabukça görüş ayrılıklarının ortaya çıktığını ve anlaşmazlıkların üstünün küllenmesinden kısa bir süre geçtiğini bildiğim için, ilim adamlarıyla danışmadan, bunu uygulamaya koyma şekli üzerinde anlaşmadan bir adım atılmamasını şart koştum.
Eğer ilim adamları bunu uygun karşılayacak olurlarsa mesele yok, aksi takdirde önceki aykırı durum üzerindeki ittifak ve daha faziletli olanı yapalım diye birliği bozmamak, görüş ayrılığından iyidir diye düşünüyordum.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 208 ]

Rüzgarın hangi yönden estiğini biliyordum.
Bunun üzerine kendisini çağırdım ve nasihat ettim. Ancak, aklının ve fikrinin en uç noktası bile bunlarla dolup taşmış, hoca efendinin malum düşüncesi her tarafını kuşatmış; şeytan, bu işin dava için hayırlı olacağı vesvesesini kendisine süslü göstermiş, kendi adına değil de kamunun yararına ısrar ettiği zehabına kapılmıştı.
İmanlarındaki samimiyetlerini bozmak, kalplerinin temizliğini bulandırmak için şeytanın her zaman için mü'minlerin ruhlarına yol bulup sızdığı gedik işte budur.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 219 ]

Bu konuşmamdan sonra ez-Zamlut'un cevabını da unutamam:
- Amcam Şeyh İd şöyle derdi: "İslam'ın aziz olduğunu, ümmetinin muzaffer olduğunu, hükümlerinin yüceldiğini görmeden ölmemeyi diliyorum, Allah'tan".
O şimdi ölmüş bulunuyor ve İslam'ın aziz olduğunu da göremedi. Benim de İslam'ın tekrar aziz olduğunu görmekten başka, hayatta hiçbir dileğim yoktur. Bu izzetini görmeden de ölmemeyi Allah'tan diliyorum.
Fakat bana öyle geliyor ki bu henüz uzaktır. Çünkü bir damla kan henüz Müslümanlar için çok değerli bir şeydir. Bir damla kan değerli bir şey olarak görüldüğü sürece de onlar hiçbir şeye kavuşamazlar. Çünkü izzetin ve özgürlüğün değeri, yalnızca bir damla kandır. Kur'an'ın da söylediği budur, Resulullah'ın (s.a.v.) yaşayışı da, ashabının yaşayışı da buna delildir, böyle değil mi?


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 260 ]

Bu davanın yeni şekliyle ortaya çıktığı günlerde Mısır'ın dizginleri tamamen başkalarının elinde bulunuyordu. Gasıplar tarafından yönetilmekte, sömürgeciler buraların yönetimini diktatörce ellerinde bulundurmaktaydılar. Halk ise özgürlüğünü geri almak yolunda cihad ediyor, bağımsızlığı uğrunda savaşıyordu. Bununla birlikte halkın üzerindeki hava, parti çatışmalarından ve kişisel arzuların körüklediği siyasi sürtüşmelerden uzak değildi.
Müslüman Kardeşler ise bu alanlara bizzat kendileri atılmak suretiyle, anlaşmazlık içerisinde bulunanların anlaşmazlıklarını artırmak, gasıpların işlerinin daha bir sağlamlaşmasına katkıda bulunmak ve henüz doğuşu sırasında bulunan davalarını başka bir renge bulaştırmak ve insanların davalarını asıl şeklinden başka bir şekilde göstermek istemediler.
Bu nedenle hükümetler devrilirken, devirler değişirken, onlar, mücahidlerle birlikte cihad ediyor, amil olanlarla amel ediyorlardı. Kendilerini verimli, mahsulü bol olan bir alana yöneltmiş bulunuyorlardı.
Söz konusu bu alan; ümmetin eğitilmesi, halkın uyandırılması, kamuoyunun değiştirilmesi, nefislerin arıtılması, ruhların temizlenmesi, hakkın esaslarının yayılmasının sağlanması, insanlar arasında cihad, amel ve faziletin yaygınlık kazanması alanı idi.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 287 ]

Müslüman Kardeşler'in prensipleri sağlamdır ve kolay anlaşılır. Fakat ihlas ve çalışma gerektirir. Bu prensipler tek bir şeyi hedef olarak göstermektedir. O da: Doğru ve sağlıklı İslam ahlakını ümmet içerisinde sağlıklı bir şekilde oluşturabilmektir. Bunu gerçekleştirmek için de tek bir araca ihtiyaç vardır. O da: Güzel örnekler ve nefsin ıslahını isteyen sevgi, kardeşlik ve dayanışmadır. Yeni kalkınma dönemine girmekte bulunan ümmetin ise böyle dosdoğru bir yola ihtiyacı her zamankinden daha çoktur.


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 388 ]

Kardeşler! Gayeniz nedeniyle davanız çok yücedir. Sizler, önce İslam'ı olduğu gibi anlamak istiyorsunuz, sonra gereği gibi amel etmek, sonra inanmış olduğunuz şeye insanları da inandırmak istiyorsunuz. Ne zaman ki saflarınız olması gereken seviyeye gelir ve Allah'ın askerleri etrafınızda birleşir; artık o zaman bireysel çalışma aşamasını geçer, toplu çalışma aşamasına gelirsiniz. Veya başka bir deyimle: O zaman bireysel görevleriniz tamam olmuş, geriye sosyal görevlerinizi yerine getirmeniz kalmıştır. Bu sizin davetinizdeki aktif yönünüzdür.
Sizin pasif yanınıza gelince, sizler yönetimin talipleri değilsiniz. Fakat bir düzen, bir ıslah ve bir esas ve prensip taliplilerisiniz. Sizin istediğiniz düzenin gerçekleştiği gün varacağınız yerler mihrablar, gidip geleceğiniz yerler ise mescitler olacaktır. "Artık boş kaldığın zaman (ibadetle) yorul ve yalnız Rabbine rağbet et! (İnşirah, 7-8).


[ Hatıralarım (Müslüman Kardeşler) ] [ Hasan el-Benna ] [ Sayfa 399 ]

Bu davaya bağlı olanlar, ta başından beri değişmez iki gerçeği gözlerinden uzak tutmamışlardı. Bunlara kesinlikle uymuş ve bunların gereğini yerine getirmekten tam anlamıyla yararlanmışlardır.
Söz konusu gerçeklerin ilki: Hükümet yardımlarına göz dikmemek, bunu düşünmemek ve bunlarla desteklenmemek.
Diğeri de: Zenginlerden veya politikayı meslek edinmişlerden veya emperyalistlerin öğrencilerinden veya yabancı şirket simsarlarından tam anlamıyla ümidi kesmek. Çünkü davaya karşı çıkacakların ilkin bunlar olacağı ta başından beri dava tarafından hesaba katılmıştır. Nedeni ise; Kardeşler'in ayrı bir yolda, bunların ise ayrı bir yolda olmasıdır.

Scroll to Top