Kitap Alıntıları

KİTAP ALINTILARI

Kitap Adı: Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi
Yazar Adı: Mustafa Merter
Yayın Tarihi: Aralık 2024
ISBN: 9786256792623

Hekatonkheires (Hekaton), Yunan mitolojisindeki titanlardan Gaia ile Uranüs’ün elli başlı, yüz kollu oğulları olan Kottos, Briareus ve Gyes’in bir temsilidir. Uranüs, Hekatonkheires’ten hem iğrenir hem de iktidarını ona kaptırmaktan korkar. Hâlbuki bu figür, çok başlı ve stabil olmayan yapısıyla hem katildir hem de maktuldür.
“Son tango”nun Hekaton’u ise küresel çapta sürdürülen çeşitli propaganda ve eşik altı mesaj uygulamalarıyla “Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Proje Savaşı”nın bir temsilidir. Günümüzün Web 2.0 ve yeni medya dünyasında kadim terbiye sisteminin çökertilmesi, kadın hakları adı altında bir “erkek kadın” figürü yaratılması, baba otoritesinin kasıtlı olarak yıktırılması, her türlü cinsel sapkınlığın eş zamanlı olarak arttırılması ve “toplumsal cinsiyet” adı altında kadın ve erkek farkının ortadan kaldırılması gibi beş ana cephede süren bu savaşa ulusal ve global anlamda, ayağı yere basan çözüm önerileriyle dur demenin vakti gelmiştir.
Dokuz Yüz Katlı İnsan ve Nefs Psikolojisi ve Rüyaların Dili kitaplarıyla günümüz psikiyatri ve psikoloji ekollerine gelenek merkezli yeni bir anlayış getiren Psikiyatrist Dr. Mustafa Merter, Hekaton’la Son Tango: Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi’nin Bir Meta-Analizi’nde, küresel boyutta ilerleyen ailenin ifsadı ve yeni bir insanlık inşası çalışmalarını akademisyenler, filozoflar, psikoloji-psikiyatri uzmanları ve sosyologlar üzerinden verileriyle inceleyip hem dünya hem de ülkemiz adına geniş çaplı bir araştırmanın sonuçlarını aktarırken meseleye devlet ve toplum bazlı çözüm önerileri getiriyor. Bunu yaparken dört başı mamur bir “Yüksek Sosyal Stratejik Araştırmalar Enstitüsü”nün gerekliliğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Ketebe Yayınları olarak, yeni materyalizm, cinsel kimlik, nefret söylemi, akademik objektiflik ve insan hakları gibi içi boş/boşaltılan terimlere ve söylemlere dair, alanında yetkin bir psikiyatrist tarafından, bu zamana kadar yapılmış en kapsamlı bilimsel araştırmalardan biri olan bu çalışmayı okurumuza sunmakla iftihar ediyoruz.


[ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 14 ]

"Elli sene içinde bir toplum nasıl bu kadar değişebilir?" diye düşünmeye başladım.
…Birkaç gün derin derin düşündükten sonra son seksen senede ABD ve Avrupa toplumlarında gerçekleşen anlamlı sosyal değişimlerin bir meta-analizini yapmaya karar verdim. Aylar sonra çıkan sonuçlar; aslında son derece titizlikle hazırlanmış, sanki bir satranç tahtasında çok sonraki oyunları öngören, küresel çapta eş zamanlı olarak yayılan bir sosyal mühendislik projesi ile karşı karşıya olduğumuzu gösterdi.
Eşcinsel ilişkilerin teşvik edilmesi hemen farkedilir sosyal değişimlerken, kadınların erkekleştirilmesi ve neticesinde anneliğin yok edilmesi, baba otoritesinin yıkılması ve nesilden nesile aktarılan geleneksel terbiye sisteminin ortadan kalkması, üstel bir hızla, zamana yayılarak gelişen değişimlerdi.


[ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 15 ]

İnsanlık, Fareli Köyün Kavalcısı hikayesinde olduğu gibi kavalcının kaval sesini takip edip her adımda Matrix dünyasının daha da derinliklerine batıyor. Ve buralara indiğimizde kontrol altına alınmamız ve manüple edilmemiz gittikçe daha da kolaylaşıyor. Projenin başarısı mimarlarını bile şaşırtıyor.
Her bireyin düşünce yapısı, duygusal eğilimleri, davranış alışkanlıkları ve hatta manevi yönelimleri kayıt altında olduğu için artık genel yayına da gerek yok; algoritma analizleri ile bireysel girişimler de mümkün. Adeta kuklacıların iplerle oynattığı kuklalara dönüştük, ip çekilince istenenleri yapar hale geldik. Ve büyük ihtimalle "kuklacılar" bizimle eğleniyor, "tanrı" olma hezeyanları ile sadist bir zevk yaşıyorlardır.
Bütün insanlığı böyle idare edebilmek, istenen her şeyi yaptırabilmek; inanılmaz paranoyik bir güç duygusu yaşatabilir, verdiği haz başka hiçbir hazla karşılaştırılamaz.
Fakat diğer yandan mitolojide Satürn'ün kendi çocuğunu yemesi misali gibi bir durum da var:
Bu "kuklacılar", yaşadıkları güç sarhoşluğu ile farkına varmadan kendi geleceklerini de yok ediyorlar.


[ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 19 ]

2009'a gelindiğinde ABD'de Psikoloji Profesörü Dr. Jean Twenge'nin Ben Nesli kitabı çıktı, hemen Türkçeye tercüme ettirip önsözünü yazdım.
Kitabın ana teması; 1970'lerde, 1980'lerde ve 1990'larda doğan "ben nesli" mensubu gençlerin hoşgörülü, sözde özgüvenli, açık fikirli ve hırslı fakat bir o kadar da sinik, depresif, yalnız ve son derece kaygılı olduğunu ortaya koyuyordu. Mesela Twenge, 1950'ler ile 1990'lar arasındaki kaygı artışı için %85 oranını veriyordu.
Bu kadar kısa zamanda böyle bir artış sosyoloji ve psikolojide olağanüstü bir duruma, bir şeylerin temelden yanlış gittiğine işaret eder. İşte bu artışı anlayabilmek için geriye dönük olarak daha derin bir araştırma yaptım. Böylece 1966'da yine ABD'de başlayan Values Clarification ("Değerleri yeniden belirleme") karakter eğitim projesi özellikle dikkatimi çekti ve eğitim adı altında hayret verici bir dezenformasyon hareketiyle karşılaştım.


[ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 24 ]

Gözlemler; eleştiri kabul etmeyen, çabuk incinen, son derece alıngan, sorumluluk taşımayan bir neslin ortaya çıktığını gösterdi.
Terbiye ortadan kaldırılınca "özsaygı" kazandıralım derken erken yaşta gebe kalan, suç işlemeye, alkolizme, uyuşturucu kullanmaya yönelen ya da bedelini ödemeden maddi-manevi her şeyi elde etme hakkına sahip olduğunu düşünen bir nesil doğdu.


[ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 39 ]

Uygulanan ince stratejiyi anlamaya çalışalım:
Yukarıda açıkladığımız gibi Frankfurt Okulu, Almanya'da aslında sosyalizmin zaferi için fikir üreten bir düşünce kuruluşu olarak başlamış ve var olan bilimsel materyalizm ve ampirizm paradigması çerçevesinde beklenen sosyal değişimin gerçekleşmeyeceği kanaatine varılmıştır. Ve böyle bir sosyal değişimin mümkün olabilmesi için radikal bir yeniden yapılandırma düşünce sistemi gerekir.
Bu hedefe varmak için birinci olarak "bütün bildiklerini eleştir ve unut", ikinci olarak ise "mutlak gerçek yoktur" önerileri öne sürülür. Yani sosyalist kültürel ihtilalin mümkün olabilmesi için Türkçe tabiri ile "sil baştan" yapmak gerekir.
Fakat ABD'ye göçten sonra sosyalizm neredeyse tamamen gündemden çıkar ve bu mantık, toplumu kendi amaçları doğrultusunda yeniden yapılandırma projesi için uygulanır. Yukarıda eğitim sistemi ve feminizm başlıkları altında açıkladığımız radikal değişimler devreye girer.


[ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 51 ]

Eşcinselliği artırmak bunlara yetmediği için bir başka cephe daha açarlar: Transseksüellik.
… Bu yeni cephenin ön hazırlığı gender dysphoria ("cinsiyetinden memnun olmamanın getirdiği gerilim") diye tanımlanır. Sosyal medyaya "trans guru"lar yetiştirilir ve bunlar zamanla bir rol model haline dönüşür. Telkin edilen ana tema, "ben doğuştan gelen cinsiyetimden memnun değilim, kendimi karşı cins gibi hissediyorum" fikridir. Ve sonrasında cinsiyet değiştirenlerin kendilerini daha mutlu, daha özgür, daha özgüvende hissettikleri propagandası yapılır. Bir müddet sonra sosyal bulaşıcılık devreye girer ve dünyanın her tarafında trans eğilimler başlar.


[ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 66 ]

Butler'in Undoing Gender (cinsiyeti çözme) kitabı, türünün en tanınmışlarından biridir. Onbir bölümden oluşan bu kitabı okumak benim için çok zor oldu. Öncelikle, cinsiyet ve cinsellik tektrarlamalarına sıkışıp kalmış, maneviyat başta olmak üzere her alandan uzak, başka boyutu olmayan bir varoluş, insanlık adına çok üzücü.
Sonra, ilk bakışta akıllı gibi gelen, sosyologların alışılmış jargonu olan, sofistike bir dille yazılmış, yaldızlı ama içi boş kavramlar çok sıkıcı geldi.
Ayrıca Butler kendisi de lezbiyen olduğu için, aşağıda açıklayacağım gibi, kitabın satır araları, meta-komünikatif mesajı başta hep lezbiyenlik olmak üzere, her türlü cinsel sapıklığın meşrulaştırılması üzerine kurulmuş. Fakat daha da ötesi, kan bağı akrabalığın ve sübyancılığın gündeme getirilmesi kitabın asıl amacını meydana çıkarıyor; insanlığın yeniden yapılanması.


[ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 69 ]

Toplumun çok küçük bir yüzdesinin haklarını savunma bahanesi ile başlayan "gey-lezbiyen hakları" hareketi meğer bütün insanlığa yönelik bir "yeniden inşa etme" projesiymiş. Roman kardeşlerimizin en mert olanları kendilerini övmek için yaptıkları yaramazlıkları anlatırmış, veya halk tabiri ile "çocuktan al haberi".


[ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 84 ]

"Homofobi", "cinsel tercih", "onur" (pride) ve benzer deyimleri kullandığımızda farkına varmadan gerçeklikten kopar ve o sözcüğün etkisi altına gireriz. Kitabın önceki bölümlerinde açıkladığımız gibi trajik bir hayat tarzı olan eşcinselliğin, "onur" ile ne alakası vardır?
Hayat beklentisini ortalama 20 yıl kısaltan, sadece AIDS'e veya Maymun Gribi'ne değil, bir dizi somatik ve psikolojik hastalığa yol açan eşcinsel hayat tarzı nasıl bir "tercih" olabilir?


[ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 88 ]

Sözleşme (İstanbul Sözleşmesi); toplumsal cinsiyet, cinsiyet dengesizliği ve güç ilişkilerindeki mevcut duruma dayalı şiddetin mağdurlarından "kadına" ayrıca dikkat çekmekle beraber çocukların korunmasını da içermekte ve "kadın" terimi sadece yetişkinleri değil 18 yaşından küçük kız çocuklarını da kapsamakta ve bu doğrultuda uygulanacak politikaların nasıl olacağını belirlemekteydi.
Acaba biraz kitap okuyan ve araştırma yapan bir millet olsaydık, mesela Butler'in yukarıda açıkladığım görüşlerini biraz bile olsun bilseydik, böyle bir oyuna gelir miydik, kadın hakları bahanesi ile kamufle edilmiş bu Truva atını içimize alır mıydık?
Evet, on sene boyunca 2011-2021 arasında, "zehir" yavaşça içimize akıtılmaya başlandı ve toplumun her kesimi işin aslını anlamadan sözleşmeyi savunur hale geldi. Küresel projenin kurmayları kendi aralarında durumumuza ne kadar gülmüşler, şampanya patlatıp zafer şarkıları söylemişlerdir.
Neticede 2021 senesinde hatadan dönüldü ama "virüs" ne yazık ki bazı zihinlere yerleşti.
Bu sözleşmenin bazı maddelerini, zamanı geldiğinde patlayacak, toprak altına yerleştirilmiş mayınlar gibi düşünebiliriz.


[ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 90 ]

Aşağıdaki dipnotta ilk bakışta adil gibi görünen bu ifade ABD uygulamalarında olduğu gibi inanılmaz saçma boyutlara ulaşmıştır. Evet, çağımızda da töre, namus, gelenek, din adı altında yapılan bazı uygulamalar vardır ve şüphesiz bunların değişmesi gerekir. Bazı ülkelerde sözde İslam, şeriat adı altında kadınlara karşı yapılan zulmün gerçek dinle hiçbir alakası yoktur, bunlar yerel, ilkel yorumlardır.
Ama burada genel manada "kökünün kazınması" kullanılıyor; yani daha açık ifade edersek bizi olumlu yanlarımızla da "namussuz" yapmak istiyorlar.

  • "Taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı önyargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır."
    İstanbul Sözleşmesi, Bölüm III, Madde 12, Fırka 5.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 91 ]

    Mayın 4: "Kadın" terimi, 18 yaşından küçük kızları da kapsayacaktır
    Yine ilk başta çok anlamlı bir karar; nitekim küçük yaşta cinsel istismara uğrayan kız çocuklarımızı nasıl koruyacağız?
    Ama burada "mayın" başka yerdedir; şöyle bir senaryo düşünün: Artık doğal gibi kabul ettirilmek istenen "cinsiyet rolü normları" çerçevesinde yine 13-14 yaşlarında bir kızımızın bu kez "sözde" kendi rızası ile lezbiyen veya trans olmak istediğinde ebeveynin bu duruma karşı çıkması bir özgürlük ve kişisel haklar kısıtlaması olarak değerlendirilecektir. Kız evi terk edebilir, biriyle yaşayabilir ve ağabey veya baba kızı zorla eve getirmek istediğinde suç işlemiş olacak ve önce uyarı alacak sonra da cezai müeyyide uygulanacaktır.
    Domuz bağı nasıl çalışıyor görüyor musunuz, "Fitne Nobel Ödülü" olsa bu sözleşmeye verilirdi her halde.
    Ayrıca sözleşmenin maddelerinden biri olan GREVIO denetim sistemi daha da büyük felaket; artık kim olduklarını bildikleriniz, uluslarüstü bir komite kuracaklar ve bunlar da Türkiye'deki durumu denetleyecekler. Adeta sosyal açıdan bir Düyun-i Umumiyye.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 93, 94 ]

    Toplumda kanaat önderi olmuş, akademik kariyer yapmış bu hanımefendiler çok spesifik bir körlük yaşıyorlar ve İstanbul Sözleşmesi'nin içine yerleştirilmiş, toplumsal cinsiyet gibi "mayın"ları ısrarla görmemekte diretiyorlardı.
    ... Durumun üzerine derinliğine düşündüğümde kitabın "Netflix cephesi" bölümünde değineceğim "sistematik gölge aktivasyonu" tekrar aklıma geldi; büyük olasılıkla "ayar" başarıyla uygulanmış ve sağduyu devreden çıkarılmıştı.
    Erkek dünyası tarafından baskılanmış, haksızlığa uğramış, belki şiddete maruz kalmış veya öyle olmuş olduğunu sanan "gölge" kışkırtılmış ve benliği tamamen istila etmiş, ele geçirmişti. Böyle durumlarda tarafsız bir değerlendirme artık mümkün olmuyor ve hatta sağduyu, aklıselim, vicdan bile devreden çıkıyordu.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 107 ]

    Florida, "Ebeveyn Hakları" diye bir yasa çıkarır ve anaokulundan başlayarak küçük çocuklara, yaşlarına uymayan cinsel eğitim vermeyi ve eşcinselliği teşvik etmeyi yasaklar. (Florida valisi) Ron DeSantis "ilkokul çocukları başka cinsten olmayı seçebilir" görüşünün tamamen yanlış olduğunu ve ebeveynlerin bu duruma karşı çıkma hakları olduğunu savunduğu için Disney'in hedef tahtası olur ve çıkarılan yasa Don't say Gay (eşcinsel diye söyleme) sloganıyla yaftalanır. Halbuki yasada böyle bir ifade yoktur.
    Arkansas eski valisi Mike Huckabee'nin CBN haber ajansında söylediği gibi, "üç ve üstü yaşlardaki çocuklara böyle bir girişimde bulunmak tamamen saçmalıktır". Ve Huckabee ekler: "Walt Disney, kurduğu şirketin bu hale geldiğini görseydi ne derdi?


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 112 ]

    Psikolojide "gölge" diye bir kavram vardır. Gölge, her insanın alt bilinçdışında uyanmamış birer potansiyel olarak var olan, çok yoğun olumsuz yönleridir.
    … Her erkek veya kadın, farklı sebeplerden dolayı bilinçdışında, diğer zaaflarının yanısıra eşcinsellik eğilimi olan gölgeler de taşıyabilir. Bu gölgeler bazı hayat olayları durumunda geçici olarak hareketlenebilir; mesela eşi tarafından ihanete uğramış bir kadın, erkek dünyasından öyle nefret edebilir ki, sevilme ihtiyacını bir müddetliğine başka bir kadında arayabilir. Fakat yukarıda açıkladığımız gibi, bu şekilde eşcinsel cinsellik üzerinden beraberlikler de uzun sürmez, ihtiyaç hep eksik kalır.
    İşte böyle bir kriz döneminde bir kadın Netflix film menüsünden bu tarz filmler seçebilir. Algoritma, veri bankası tarafından hemen algılanır; ona özel dosya açılır ve ona yönelik bir özel filmler menüsü oluşturulur. Farklı film konuları arasına, kadında izlenen eşcinsellik zaafı ile ilgili filmler serpiştirilir ve her seferinde dozaj biraz daha artırılır.
    Metadata çok hınzırca hazırlandığı için kişinin olup biteni ruhu bile duymaz ve sabahlardan bir sabah kendini bir kadının yatağında bulur. İşte kademeli gölge kışkırtma modeli böyle işler.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 121 ]

    Ve bütün bu etki ve algoritma birikiminin artık ciddi manada para kazanma vakti de gelmiştir ve Mark Efendi (Mark Zuckerberg), Mart 2008'de Sherly Sandberg'le anlaşır, onu baş işletme görevlisi olarak atar. Kısa bir süre sonra Facebook borsaya da girer.
    Sandberg, çevrimiçi (online) pazarlama yoluyla Facebook'u küresel bir reklam süpergücü haline getirmek ister, çünkü hiçbir başka kuruluş ya da firmanın sahip olmadığı bir bilgi birikimine sahip olduklarını anlamıştır.
    Milyonlarca kişinin sadece cinsiyet, yaş, oturdukları yer değil, en mahrem davranış alışkanlıkları da kayıt altındadır. Özet olarak Google insanlara aradıklarını bulmalarına yardım ederken Facebook bir adım ötededir, çünkü tüketicileri aslında ne aradıkları konusunda hem bilinçlendirir hem de onlar farkına varmadan onları yönlendirir.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 124 ]

    Danimarka'da 1095 yetişkin üzerinden gerçekleştirilen bir araştırma, iştirak edenlere kendi rızaları ile bir haftalığına Facebook perhizi uygulattırır ve bir kontrol grubu da izlemeye devam eder.
    Hafta sonunda sonuçlar çok çarpıcıdır; Facebook'dan uzak duranlar %36 oranında kendilerini daha az yalnız, %33 daha az depresif, %9 oranında daha mutlu hissederler ve daha az öfkelidirler.
    J. Twenge, İ-Nesli, çev. Okhan Gündüz (İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2018).


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 134 ]

    Ve Şeker Baba'nın "Metaverse"ü artık bir kahine ile yetinemez; bir "mürşid-i kamil"e gereksinim vardır. Büyük olasılıkla hazırlıklar bu yöndedir; Metaverse'e layık, "manevi" yönleri de olan bir süper zeka. Bizi son derece "seven", "önemseyen", psikolojimizin bütün inceliklerini bilen ve bu nedenle hiçbir psikoloğun yapamayacağı anlamlı yorumları yaparak bizi etkileyen bir süper terapist.
    Karşımızda bazen bilge bir yaşlı kadın, bazen yüzünde hayatın bütün acılarının izini taşıyan, kalbimize derinliğine işleyen bakışları olan bilge bir yaşlı adam, bazen de yaşından büyük şeyler söyleyen bir çocuk. "Sen kimsin?" dediğimizde kısa bir sessizlikten sonra tek bir cevap: "Ben o'yum".


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 135 ]

    "Scientology", Amerikalı bilim kurgu yazarı L. Ron Hubbard tarafından geliştirilen bir tarikat ve buna bağlı uygulamaların bulunduğu bir inanç akımıdır. Başlarda Hubbard tarafından kişisel gelişim için hazırlanan bir felsefe iken daha sonra dini bir akıma dönüşmüştür. Scientology, Scientology Kilisesi'nin dinini tanıtmak ve yaymak için kullanılmaya çalışılmaktadır.
    İnançlarına göre bundan 175 milyon yıl önce hüküm süren galaktik bir konfederasyonun lideri Xenu isimli varlık, anlaşmazlık yaşadığı milyarlarca varlığı dünyaya göndererek Hawaii yakınlarında bir yanardağa attırmıştır. Günümüzde insanların yaşadığı acı ve sıkıntıların kaynağı, halen yeryüzünde olan o varlıkların ruhlarıdır. Bu ruhlara thetan denmektedir. Scientology'ye göre insanlar bu ruhların manevi baskısından kurtulunca gerçek mutluluğa kavuşacaklardır.
    Scientology üyeleri, insan ruhunu arındırmak ve vücudun bir köşesinde barındırmak için çeşitli yöntemler geliştirdiklerini iddia ederler. Bu yöntemlere dianetics adını verirler. Hollywood yıldızlarından Tom Cruise ve John Travolta bu akımın içinde yer almaktadırlar.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 145, 147 ]

    Hukuk alanına sızarak gündemlerinde aşama kaydetmenin bir yolu da eşcinselliğin tedavisini imkansız kılma çabalarıdır.
    Yaşadığım bir vaka üzerinden durumu açıklayayım:
    20 yaşlarında bir delikanlı bana müracaat etti ve eşcinsel hayat tarzından kurtulmak istediğini söyledi. Hayat hikayesi şöyleydi: Baba sevgisinden biraz mahrum kalmış bu genç, internet üzerinden kendini müşfik bir baba gibi tanıtan biriyle ilişki kurar, bir süre sonra onun davetini kabul edip evine gider ve sadece sevgi aradığı halde tecavüze uğrar. Aklı allak bullak olan bu genç, sonrasında iki sene boyunca 150 benzer ilişki yaşar, AIDS hastası olur ve bu kabustan uyanınca yardım almak ister. Çocuğun görüşmemizde bana defalarca "benim derdim cinsellik değildi, ben sadece sevgi arıyordum" dediğini hatırlıyorum.
    İşte böyle bir vakaya terapi sunmak dünyanın birçok ülkesinde suç kapsamına alınmıştır.
    ... Yani yukarıda size sunduğum vakayı Almanya'da psikoterapi amaçlı görüşmüş olsaydım meslekten menedilip bir yıla kadar hapis cezası alacaktım ve ayrıca 30,000 Euro civarında bir tazminat ödeyecektim.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 157 ]

    Ve seneler sonra biraz araştırınca bazı diğer meslektaşlarımın da benzer saldırılara uğradığını öğrendim; bazıları mahkemeye verilmiş, akademik linç girişimine uğramış veya yine medya üzerinden hedef alınmıştı.
    En komik vakalardan biriyse, eşcinsellik tedavisi ile ilgilenen bir arkadaşın, eşcinselliği teşvik ediyor diye bakanlığa şikayet edilmesi ve uyarı cezası almasıydı. Devlet o zamanlar, maalesef, bu konuda o kadar bilgisiz ve hazırlıksızdı ki büyük ihtimalle şikayet edenler, "bunlar nasıl olsa bu işi anlamaz" diye düşünmüş ve sonra da tahminleri gerçekleşince hayli gülmüşlerdir.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 158 ]

    1993'te Dean Hamer tarafından yayımlanan kromozomal (genetik) yapı ve eşcinsellik bağlantısı içerikli çalışma, Born That Way (böyle doğdun) teorisinin o dönemde süratle kabul görmesine yol açtı.
    Ancak beş yıl sonraki bir çalışma, Hamer'in bu bulgusunu çürüttü. Başka araştırmalar da yapıldı ama tüm dünyada şimdiye kadar üçüncü bir cinsiyet olduğunu kanıtlayan veya destekleyen hiçbir bulgu elde edilemedi. Yani böylece cinsiyetin kadın (XX kromozomu) ve erkek (XY kromozomu) olmak üzere yalnızca iki tür olduğu, "bilimsel" olarak teyit edildi.
    Bu "kadim hakikate" ve bilimsel paradigma dini tarafından da "onayı alınmış" apaçık gerçeğe rağmen çoğunlukla politik aktivistler Born That Way (böyle doğdun) mitini, kendilerini kandırmak pahasına hala savunurlar.
    Halbuki bu işin "başındakiler", gender-fluid (akışkan cinsiyet) zırvasına terfi ettikleri için çoktan söylem değiştirmişlerdir.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 159 ]

    Ağustos 2019'da, uluslararası bir bilim ekibi, cinsel yönelimin biyolojik belirteçleri üzerine bu güne kadarki en büyük araştırmayı yayınladı.
    Genetikçi Andrea Ganna liderliğindeki bir grup, UK Biobank ve 23andMe'den alınan verilerden derlenen yaklaşık 500,000 kişilik bir örneklemden yola çıkarak cinselliğin doğası ve kökenleri hakkındaki güncel bakış açısını teste tabi tuttu. Genom çapında bir ilişkilendirme çalışması (GWAS) kullanarak genler arası doğrudan bir ilişki yerine, kaç farklı genetik materyal parçasının cinsel davranışa katkıda bulunabileceğini inceledi. Yani Ganna ve ekibi, "tekil eşcinsel gen" tezini terk edip (çünkü böyle bir gen yoktu) çok sayıda Tek Nükleotid Polimorfizmi'nin (kısaca SNP'lerin) arzuya nasıl bir yön verdiğini gözlemledi.
    Karşı cins davranışlara kadar izlenebilecek tüm SNP'leri hesaba kattıktan sonra, buldukları genetik katkının (%8-25) varyansını açıklayan yalnızca beş ayrı SNP'nin gerçek yerini fark ettiler, bu SNP'ler cinsel davranıştaki varyasyonun %1'inden daha azını açıklayabilirdi. Bu nedenle sonuçlar, herhangi bir bireyin cinsel yönelimini genetik olarak değerlendirmek için temelde hiçbir öngörü gücü sağlamadı.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 160 ]

    Eşcinselliği meydana getiren sebeplerin ne olduğu sorusuna, nöroanatomik, nöroendokrinolojik araştırmalar ve ikiz çalışmaları da tıpkı genetik araştırmalar gibi kesin bir cevap veremedi. Neticede, eşcinselliğin etiyolojisi hakkında yapılmış araştırmalarda, bu durumun doğuştan (nature) gelen bir sendrom olduğuna dair bir bulguya rastlanmadı.
    Böylece bazı yetersiz biyolojik unsurlar işin içinde olsa da yapılan çalışmaların ortaya koyduğu şey, çocukluk ve ergenlik dönemi psiko-gelişimsel sürecin ve diğer çevresel faktörlerin, cinsel kimliği şekillendirmede muhtemelen en büyük rolü oynadığıdır.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 170 ]

    Kolları her tarafa uzanan ve "sen kimsin?" diye sorduğumuzda, "hangimizi soruyorsun?" diyen, her farklı başından başka sesler gelen bir varlık.
    Her elin kurcaladığı başka bir yön.
    Biri yuvalardaki çocuklarımızın başını okşuyor, bir diğeri okullarda değerlerin yeniden yapılanması, yani terbiyeyi ortadan kaldırmak için eğitim seminerleri veriyor, bir diğeri babaya ve aile otoritesine karşı isyanı teşvik ediyor, bir diğeri "bakın, ben ne erkek ne de kadınım, siz de benim gibi olun" diye makaleler yazıyor, bir diğeri "yaşasın eşcinsel hakları" yazılı pankartlar taşıyor, öteki gül gibi kızlarımıza testosteron enjeksiyonu yapıyor, göğüslerini ameliyatla alıyor, oğullarımızın cinsel uzvunu kesiyor; bir el Holywood, Netflix ve Disney Channel için senaryolar yazıyor, diğeri rüşveti seven politikacıların yan cebine bahşişler sıkıştırıyor, bir diğeri kendine uygun yargıç bulduğunda yasalar çıkarıyor.
    Yetti mi yoksa devam edelim mi? Tabii ki mideniz kaldırıyorsa.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 182 ]

    … Orta Çağ'ın "karanlık"larından sonra, akıl ışığının bilimsellik yoluyla dünyayı aydınlatması beklenir; bu amaçla akıl okyanusunda arayışlar ve art arda gelen keşifler dizisi başlar.
    İlk hedefler bilimin ve ekonominin bütün insanlığın yararına kullanılması, eğitimin geliştirilmesi, hükümdarların mutlak otoritesine karşı halkın söz sahibi olması gibi erdemler üzerine odaklaşır. Fakat ne ilginçtir ki, Aydınlanma felsefesi Hristiyanlığın dogmatik dünya görüşüne karşı bir tepki olarak doğmuş olsa da farkına varmadan çok daha sinsi bir dogmanın meydana çıkmasına sebep olur: İnsanın kendi aklına tapması.
    Immanuel Kant'ın (1724-1804) kullandığı "sapere aude" (bilmeye cesaret et) tabiri, hareketin düsturu haline gelir ve kendi dini ile kavgalı Avrupa insanı, hiçbir ilahi referans kabul etmeden kendi başına arayışlar içine girer.
    Art arda gelen keşifler ve insanın tabiat güçleri üzerine gittikçe daha fazla güç kazanması, çok mağrur, narsist bir bilimsellik psikolojisi uyandırır. İnsan bir yandan kendini adeta bir tanrı gibi algılarken bir yandan da bilinçdışındaki tevhid açlığı sebebiyle ilahi nitelikler taşıyan bir kurtarıcı, yani peygamber beklentisine girer; işte "-izm" hareketleri ve "dinleri" buradan doğar.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 189 ]

    Mesela Stalin, Lenin dönemlerini yaşamış ve komünizm idealine inanmış, hayatını o uğurda adamış bir Rus vatandaşını veya Mao'yu taparcasına yüceltmiş Çinliyi psikoanalize alsaydık neler izlerdik?
    Rejim çöktükten, yapılan hatalar anlaşıldıktan, heykeller yıkıldıktan sonra bile, bazılarının iç dünyasında o Marx, Lenin, Mao yaşamaya devam etti, çünkü başka dayanağı olmayanlar için idealizm, içi ne kadar boş olursa olsun, hala hayata bir anlam verebilir. Bu durumda bir yandan sözde kurtarıcı babaya, kurtarmadığı için öfke hissedilirken, bir yandan da o öfke işin doğası gereği, babaya yöneltilemediği için yer değiştirdi ve başka hedeflere yöneldi.
    Bu hedeflerden biri de bütün varyasyonları ile herhangi bir Tanrı fikri olabilir. Mantık şöyle işler: "Eğer olsaydın bana bütün bu acıları çektirmezdin, yok ol o zaman".
    Ateizmin dinamiklerinden biri böyledir. Ama istendiği kadar Tanrı karşıtı, agnostik, ateist olunsun; bir tanrı arketipi her insanın bilinçdışının derinliklerinde hala varlığını sürdürür ve bu arketip canlanmak, bilince yükselmek ister.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 205 ]

    Heka'nın çok öfkeli olduğunu anladığım için, belki bir şey kaçırır diye ağzını aradım, "peki işin aslı nedir Heka'cığım, Harari 'veri dini', 'dataizm' diye bir şeyler tutturmuş anlatıyor, aslında neyi hedefliyor?" dediğimde, Heka kimse dinliyor mu diye sağına soluna baktıktan sonra, bana doğru eğildi ve "bütün italik'leri Matrix kafesine kapatmak istiyor" diye fısıldadı.
    Evet, biz goyim'leri (Yahudiler dışındaki kavimler) zararsız hale getirmenin en kestirme yolu; vicdanımız, sağduyumuz, ruhumuz, biricikliğimiz, canımız, özgür irademiz, güzel ahlakımız, geleneklerimiz hadım edildikten sonra Matrix kafesine kapatılmaktan geçiyor.
    Ve seçilmiş bir azınlık, sürümleri yükseltilmiş, bir süperinsan eliti (Harari, sayfa 108), tabii ki kendilerinden bir kesim, kapıda bekçilik yapacak, kimse kaçmasın diye.
    Harari bütün kitap boyunca, nakış işler gibi, Derida'nın, Foucault'nun, Butler'ın yapısökümsel yıkıcı eleştiri modelleri üzerinden aklınca insanlığı aydınlatıyor. Eminim söylediği deli saçmalarına kendisi de inanmıyordur ve biz goyim'ler de zannettiği kadar aptal değiliz.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 232 ]

    Terbiye konusunda yaptığımız en vahim hata, biz psikolog ve psikiyatrların kışkırtması ile, gelişim sürecinin her aşamasında çocuğa karşılığını vermeden her şeyi alabileceği izlenimini vermemizdir. J. Twenge Ben Nesli kitabında bütün ayrıntıları ile bu hatayı ve sonuçlarını açıklar. "Aman çocuğun üstüne varmayın yoksa travmatize olur, dengesi bozulur" diye, belki de insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan bencil, her şeye layık olduğunu ve her şeyi hak ettiğini zanneden, umursamaz bir nesil yetiştirdik.
    Çocuktaki bütün rahatsızlıkları anne-babaların hataları üzerinden açıklamaya çalıştık ve ebeveynlere hak etmedikleri oranda suçluluk duyguları yükledik. Yanlış anlamayalım; sevgi vermeyelim, anlayış göstermeyelim demiyorum, başka bir tutumu anlatmaya çalışıyorum. Ve bu tutum neticesinde çocukları adeta kötürüm bıraktık; otuz-otuzbeş ve hatta daha ötesi yaşlara geldikleri halde baba parası yiyen, istedikleri olmadığında öfke krizlerine giren, mutsuz ve kaygılı bir nesil ortaya çıktı.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 236 ]

    Birçok tartışma ve anlaşmazlık, kadın ve erkeğin eşit olmamasından değil, aksine, kadınların kadın gibi olmamasından, erkeklerin ise erkek gibi olmamasından kaynaklanıyor. İlişkilerdeki, aile kurumundaki roller ve mesuliyetler arasındaki net çizgiler her geçen gün flulaşıyor.
    Tüm kadim değerleri alaşağı eden yeni paradigmanın ve ona çanak tutan medyanın yutturduğu yeni erkeklik ve kadınlık kalıpları büyük oranda çoktan benimsenmiş olsa da, bu paradigmanın içindeki birçok kadın "erkek gibi seven, gerçek ve samimi bir bağ kurabilen, sahiplenen, korkusuz, olgun, sözünün eri, sadık" bir erkeğin yokluğunu hissediyor.
    Keza erkekler de kadınların bencilliğinden, tutarsızlığından veya hoşnutsuzluğundan yakınıyor. Bunlar basit serzenişler değil. Küresel çapta artan narsisizm ve bireyselleşme, maalesef, birini sevebilmeyi ve onunla bağ kurabilmeyi engelliyor.


    [ Hekaton'la Son Tango - Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi'nin Bir Meta-Analizi ] [ Mustafa Merter ] [ Sayfa 274 ]

    Bütün belirtiler TÜSİAD'ın "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışma Grubu" üzerinden bir ön hazırlık içinde olduğunu gösteriyor.
    Uygun vakti geldiğinde sonraki aşamalara geçilecek ve "etik kod"ların gerektirdiği gibi, sözde insan haklarını koruma bahanesi ile işletmeler, şirketler, holdingler önce uyarılacak ve sonra da kara listeye alınıp ekonomik şantaja maruz kalabilecek. Bankalara uzanan etki, kredi sistemini etkileyecek ve insanlar vicdanlarına ters gelse bile sisteme boyun eğecekler.
    Mesela Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'nın (EBRD), "2021-2025 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve LGBT Stratejisi" çerçevesinde, kurallara uymayanlar kredi alamayacaklar, boykota uğrayabilecekler. Daha da ötesi, mesela bir tekstil firması "LGBT'li çocuklara üretim yapmıyor, onur haftası kutlamıyor" diye uyarı cezası alabilecek. Oyuncak firmaları LGBT Friendly Toys (LGBT dostu oyuncaklar) da üretmeye mecbur kalacaklar.

  • Scroll to Top